Teknoloji

Tekno-hegemonya ve yetersiz kalan hukuk

Tekno-hegemonya ve yetersiz kalan hukuk

Dünyada ve ülkemizde gözden kaçan, hukuki literatüre de henüz işlenmeyen bir gerçek var. Google, internet arama pazarının yüzde 92’sine, Facebook ise sosyal network pazarının yüzde 70’ine sahip. Bu iki kilit veri, dijital reklam, algı, tercih ve irade yaratma araçlarını domine edebilecek bir güce işaret ediyor. Diğer taraftan Google ve Facebook “duopoly” olarak da dijital pazarlama evreninin neredeyse yüzde 75’ini kontrol ediyor.

Bir yandan da internet kullanımının kaydığı mobil cihazlar ve uygulamalar pazarı da yine marka olarak Apple ve Samsung’un egemenliğinde ve her ikisinin de Google ile özel anlaşmaları var. Bu mobil cihazlarda kullanılan işletme sistemleri de yine Apple ve Google Android’in mutlak hegemonyası altında.

Bu cihazlar, onları işleten sistemler ve bu sistemlerde yer almaya çalışan mobil uygulamaların oluşturduğu pazara gelince… Onlar da Apple Store ve Google Play adı altında aynı şirketlerin hegemonyası altında.

Görüldüğü gibi özellikle cihaz, işletim sistemi, mobil uygulama ve internette yapılan işlemlerle bunları monetize etme ve gelire dönüştürme dairesini Google, Facebook ve Apple mutlak şekilde domine ediyor.

Peki, bu mutlak dominasyon içinde kullanıcılar, iş ortakları, bireyler, toplum ve devlet ne kaybediyor, ne kazanıyor? Bu mutlak hâkimiyete göz yummayacak bir hak ve menfaat tüm bu farklı hak ve menfaat gruplarına sağlanabiliyor mu?

Cevap basit: Hayır!

Bu durumda insanlar ve sistem ne kaybediyor?

Avrupa Birliği ülkeleri bu konuda bazı önlemler almaya çalışsa da; esas soru neden bu şirketlerin menşeini oluşturan ülkenin, düzenleyici kurumlarını devreye sokarak bu tekeli dağıtmadığı; şirketleri anti-monopoli etiği gereğince bölmediği.

Gün yüzü göremeyen girişimler

Önce birinci sorunun cevabını verelim. Bu tekelleşme nedeniyle Google ve Facebook, tüm potansiyel rakiplerini kolaylıkla eleyebiliyor ve YouTube, Android, Double Click, Instagram ve WhatsApp gibi kendi ürünleri olarak sundukları sistemleri ayrı birer şirket olarak konumlandırabiliyor.

Google, Facebook, Amazon, Apple ve Microsoft… Bu beşlinin son on yılda satın aldığı şirket sayısı 500’den fazla. Bu, teknoloji geliştiren birçok girişimin hiçbir zaman bu şirketlerle rekabet edebilme ve katma değer sağlayabilme konumuna ulaşamadan, beşlinin herhangi bir üyesi tarafından yutulduğu anlamına geliyor.

Bu yoğun satın alma durumunun yarattığı endüstriyel konsantrasyon ücretleri aşağıya çektiği gibi, düşük verimliliğe ve tüketici fiyatlarında artışa sebebiyet veriyor.

Bu resimde patenti alınmış birçok yeni teknoloji piyasaya bile çıkamıyor; eski veya daha az verimli olmakla birlikte pazarlama yatırımına ve pazar payına fazlasıyla sahip mevcut teknolojiden kazanç sağlamayı sürdürmek uğruna öldürülüyor.

Bu güçlü ve mutlak monopolün diğer rekabet bozucu niteliği ise sözleşmelerin, reklam politikalarının ve dijital pazarlama fiyatlarının standardizasyonu engellemesi ve bu alanlarda yapılacak adil bir rekabet koşulunu ortadan kaldırması. Bu şirketlerin kendi iştirakleri lehine gelişen bir rekabet avantajı kazanmaları da ayrı bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

Tekno-hegemonya ve yetersiz kalan hukuk

İşin birey ve toplum açısından zararları ise son yıllarda karşımıza çıkan önlenebilir trajedilerle gösterdi kendini. Cambridge Analytica, ABD seçim kampanyalarına yapılan Rus müdahalesi, sohbetlerde geçen konuların kişinin karşısına reklam olarak çıkması, kişiye özel siyasi kampanyalar ve yalan haberler gibi radikal olgular çok uzun bir listenin örnekleri arasında. Her biri de elektronik gözetlemeden mahremiyet ve kişisel verilerin korunmasına dek pek çok kalemde ihlaller barındırıyor. Bir tıklamanın ardından farklı web sitelerinde karşılaşılan aynı reklamsa, bu kategoride farklı bir şirket ya da ürün olmadığı algısını yaratıyor.

Yüksek cezalar çözüm değil

Nitekim Google, Avrupa Birliği karşısında rekabet takibatlarına ve cezalarına uğruyor yıllardır. Son olarak Temmuz 2018’de 4,3 milyar Avro rekabet cezasını göğüsleyen Google’ın bugüne kadar Avrupa Birliği sınırları içerisinde aldığı toplam rekabet cezası miktarı 6,7 milyar Avro’ya ulaştı bile. Bu yazı hazırlanırken, Avrupa Birliği Rekabet Komisyonu Başkanı Margrethe Vestager, önümüzdeki haftalarda Google’a yönelik 13 milyar Avro’luk bir başka cezanın düzenleneceğini açıklıyordu.

Rekabet ihlali cezalarının yanı sıra, Google, geçtiğimiz aylarda, kişisel veri koruma mevzuatı ihlalinde bulunması nedeniyle 50 milyon Avro para cezasına çarptırıldı. Facebook’un durumu Google’ınkinden hiç farklı değil.

Bu durumun ABD’de (henüz) sert bir müdahaleyle karşılaşmamış olmasının ana sebebi ise rekabet ve kişisel veri koruma hukuklarındaki temel farklar. ABD rekabet hukuku, tüketici için ürün fiyatlarını artıran nedenler ispat edilemediği takdirde sert önlemler alınmasına imkân tanımıyor. Aynı şekilde ABD federal ve eyalet yasalarındaki kişisel veri koruma hükümleri de Avrupa Birliği’ne nazaran yok denebilecek kadar yetersiz.

Ancak bu alanlarda ABD’de de bir değişiklik beklendiğini, son bir yılda yaşanan yoğun kongre ve senato hareketliliği ve teklif edilen düzenlemelerden öngörmek kolay.

İzleyip, birlikte göreceğiz.

Burçak Ünsal, Avukat

Benzer Yazılar

İklim krizinde Akdeniz ormanları

Ad Hoc

Büyük teknolojiyi parçalamak… ama nasıl?

Ad Hoc

Sanat için teknoloji, teknoloji için sanat

Sencer Uçar