Genel Manşet Teknoloji

Teknoloji ve inovasyon trendleri

Wunderman Thompson’ın her yıl yayınladığı trend raporu Future 100, 2021 yılına ihtiyatlı bir iyimserliğin yön vereceğini ortaya koyuyor. Kültür, teknoloji ve inovasyon, yeme & içme, seyahat ve konaklama, markalar ve pazarlama, iş, güzellik, perakende, sağlık ve finansta yaşanan etkili mikro değişimlerin izini süren çalışmaya göre, teknolojinin ekonomi ve kültür alanındaki etkisi hız kazanıyor. 10 başlık altında yer alan her bir trend üzerinde uzun uzun tartışmayı gerektirse de, bize ayrılan sayfada yalnızca teknoloji ve inovasyon başlığında şekillenen gelişmelere bakalım.

Eve ve doğaya dönüş

Teknoloji ve inovasyon başlığında öne çıkan ilk gelişme -hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde- artan fiziksel mesafeler nedeniyle “sanal atletizm” oluyor. Geleneksel sporlar ve e-spor arasındaki flörtler, işbirlikleri ve ev-içi amatör sporların artması derken, profesyonel spora alternatif oluşturabilecek bir pazar doğuyor diyebiliriz. Sporu, giyilebilir teknolojiler, farklı takip ve öneri aplikasyonları ve sanal yarışlarla fiziksel dünyanın ötesine taşıyan ve sanal dünyanın renklerini gerçek zamanlı deneyimlerle buluşturan bu trende, Adidas, Aston Martin ve Zwift gibi pek çok marka yatırım yapıyor.

Başlığın ikinci trendine “oto organizmalar” adı veriliyor raporda. Son teknoloji akıllı otomobilleri, yaşayan organik yapılar gibi hissettirmeyi hedefleyerek yola çıkan inovasyon süreçlerinde, araçların iç dekorasyonları sürdürülebilir ve geri dönüştürülmüş materyallerle yapılıyor, yeşil ve mavi gibi doğanın canlı renkleri görsel tasarımın bir parçasına dönüşüyor. Mercedes-Benz, bu trendi şöyle tanımlıyor: “Doğa ve insanın teknoloji yardımıyla buluşması, artık nihai lüksü tanımlıyor.” İnsan ve diğer canlılar arasında genetik ve içgüdüsel bir bağ olduğu varsayımına dayanan bu biyofilik tasarım anlayışına Alman deviyle birlikte Hyundai, Cadillac ve Volvo da katılıyor.

Teknolojik güçle gelen sorumluluk

Dijital ayak izinin takip edilişi, analiz edilişi ve tüketim iştahını körüklemek için insanlar üzerinde yeniden kullanılışı üzerine kurulu gözetim kapitalizmi modelini epeydir konuşuyoruz. Ancak bu verilerin üretiminin çevreye olan etkilerini daha yeni yeni dillendirmeye başladık. Future100 raporunun da ortaya koyduğu gibi, iklim krizine dair diyalog bugüne dek hep fiziksel atıklar üzerinde yoğunlaştı; oysaki dijital eylemlerimizin ürettiği karbon salınımı da tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Bloomberg verilerine göre veri merkezlerinde depolanan dijital bilgiler global elektrik tüketiminin yüzde 2’sinden sorumlu ve bu oranın 2030 yılında yüzde 8’e ulaşacağı öngörülüyor. Mobil telefonlar ya da masaüstü bilgisayarlardan gönderilen her bir mailin ekolojik maliyetlere yol açtığı; oyun oynamakla geçirilen her dakikanın gezegen sıcaklığını yükselttiği bu sistemde, teknoloji devlerinden bir veri sorumluluğu beklemek de çağımız hassasiyetlerinin bir parçası. Veri sorumluluğuna yönelik taleplere, Microsoft ve Google sıfır karbonlu veri merkezleri inşa ederek yanıt veriyor. 5G ve bulut sistemlerinin gelişimiyle birlikteyse, insanların teknolojiyi tüketme biçimlerinde köklü değişimler yaratılacağı, bu teknolojilerle uyumlu yazılımların çok daha çevre dostu olacağı düşünülüyor. Bunlar yarına dair olasılıklar… Bugünse, uzaktan çalışma, online alışveriş ve oyun oynayarak geçirilen sürenin artışı çok daha acil çevresel önlemler dayatıyor.

Büyük teknoloji kefaret ödüyor

Ekolojik kaygılar kadar demokratik kaygılar da teknoloji devlerini sorumlu davranmaya çağırıyor. Deepfake imaj ve videolar başta olmak üzere sentetik medya teknolojilerinin negatif etkilerini daha sık gördüğümüz bir seneyi geride bıraktık. Özellikle Covid-19 ve 2020 ABD Başkanlık Seçimlerine yönelik dezenformasyon güvenilir bir dijital ekosistemin altını oymaya devam ederken, deepfake’leri tespit eden yapay zekâ temelli teknolojilere yapılacak yatırımların artacağını iddia etmek yanlış bir tahmin olmasa gerek. Geçtiğimiz Eylül ayında lansmanı yapılan Microsoft Video Authenticator bu teknolojilerden biri. Facebook da Haziran ayında global bir yarışma açarak, yazılımcıları deepfake’leri algılayacak teknolojiler geliştirmeye davet etmişti. Deepfake’ler 2021 yılında da bazı trendleri belirlemeye devam edecek gibi duruyor. Bununla birlikte, söylemeden geçmeyelim: Deepfake’lerle mücadele muazzam bir teknoloji becerisi gerektirdiği gibi temel demokrasi bilgisini de zorunlu kılıyor. Zira ifade özgürlüğü ve sansürün iç içe geçtiği alanlardan biri de bu.

Sorumluluk etrafında şekillenen Future100 teknoloji ve inovasyon trendlerinden bir diğeriyse, teknolojinin iyilik için daha fazla seferber edilmesi. Yasa koyucuların, karar vericilerin ve vatandaşların büyük teknoloji şirketlerine yönelik toleransı azalıyor. Accountable Tech tarafından Haziran ayında yapılan bir araştırma, Amerikalıların yüzde 85’inin bu şirketlerin gücünün haddinden fazla olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Google, Facebook ve Amazon’a karşı süren federal ve eyalet düzeyindeki davalar da buna tuz biber oluyor. Hal böyleyken, yakın ya da orta vadeli gelecekte Silikon Vadisinde farklı hedefler ve iş modelleriyle yükselişe geçen yeni nesil start-up’lar görmemiz ihtimal dahilinde. Cefakâr, etik ve dijital ortamı kutuplaşma ve yalan haberlerden kurtararak yeniden insanileştirmeye ant içmiş aplikasyon ve yazılımlar gün geçtikçe artıyor.

Seyahatin yeni ufukları

Pandemi mağduru endüstrilerden biri olan havacılık da ister istemez dönüşümden geçiyor. Şimdilik öneri listesi, temassız seyahatten ibaret görünüyor. Havaalanı güvenlik kapısından check-in ya da bagaj teslim noktalarına, uçak içi eğlence sistemlerinden tuvaletlere kadar bir yolculuğun bileşenlerini oluşturan tüm detaylarda hijyen ve sosyal mesafe standartları katılaşıyor; tüketici memnuniyeti yeniden tesis edilmeye çalışılıyor. Yepyeni havaalanı ve uçuş deneyimlerine hazır olun.

Teknoloji temelli seyahat trendlerinde ilgi çekici olan bir diğer trendse “Stratosfer teknolojileri.” NASA ile işbirliği içinde Ay’a 4G network’ü inşa edeceğini açıklayan Nokia, SpaceX ile yıldızlararası bulut sistemleri geliştirmeye başlayacağını duyuran Microsoft ve yakın zamanda uzay ve uydu çözümleri biriminin lansmanını yapan Amazon Web Services gözünü uzaya diken markalar çağına çoktan giriş yaptılar bile. Wall Street Journal tahminlerine göre, uzaya yönelik bulut teknolojilerinin hacmi 2030 yılı itibarıyla 15 milyar dolara ulaşacak gibi duruyor.

Ortaya karışık gerçeklikler

Future100 raporuna göre, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklikten farklılaşan karışık gerçeklik, gerçek nesneleri sanal bir dünyanın içine yerleştirerek oyun deneyimine tat katıyor. Sanal gerçekliğin pahalı cihazlar gerektirmesi, artırılmış gerçekliğinse mobil cihazlara bağımlı oluşu, online ve offline mekânsallıkları bir araya getirebilen ve kullanımı oldukça kolay olan karışık gerçeklik teknolojileri için uygun bir zemin yarattı. 2019 yılında 382,6 milyon dolarlık büyüklüğe sahip olan pazarın artışını sürdürmesi bekleniyor. Riot Games ve Nintendo gibi oyun şirketlerinin yanı sıra Google ve Facebook gibi büyük teknoloji şirketlerinin de dikkatini çekiyor karışık gerçeklik uygulamaları. Etkinliklerin dijitale taşındığı şu günlerde daha fazla yaygınlaşacağına kesin gözüyle bakılabilecek bir trend.

Oyun evrenine yönelik bir başka trend daha var: Bulut temelli oyunlar. Amazon, Google, Tencent, Microsoft ve Sony’den sonra Facebook’un da dahil olduğu trend, oyun tutkunlarını fiziksel disklerden ya da maliyetli/uzun süreli indirme külfetinden kurtularak, doğrudan bulut servisleri üzerinden oyun deneyimi yaşayabiliyorlar. Görünüşe göre eğlence endüstrisinin ana akım oyuncusu haline gelen oyun sektörünün geleceği de on-demand streaming servislerine kayıyor.

Teknoloji ve inovasyon trendleri kapsamındaki son trendse genç jenerasyonların mahremiyetine dair. Güvenlik şirketi AVG’nin araştırmalarına göre, online paylaşımları dur durak bilmeyen ebeveynler nedeniyle ABD’li çocukların yüzde 92’si henüz 2 yaşına ulaşmadan dijital bir görünürlük elde ediyor. Dolayısıyla markalardan da çocukların verilerine özel önlemler almaları bekleniyor. Veri güvenliğine yönelik endişeler artarken, alfa kuşağının dijital sağlığı gelecek yıllarda da önemli bir mevzu olmaya devam edecek.

Wunderman Thompson’ın farklı başlıklarda ele aldığı diğer 90 trendin de teknolojiden nasibini aldığını ekleyelim. Ancak teknoloji ve inovasyon başlığında öne sürülen bu 10 trendde sizin de dikkatinizi çeken acı bir gerçek yok mu? Seyahat, eğlence ve sağlık başta olmak üzere birçok endüstride büyük teknoloji şirketlerinin izi ve hakimiyeti düşündürücü boyutlara ulaşmış durumda. Kim bilir, belki de bir sonraki yılın öne çıkan trendlerinden biri de tekelcilik karşıtı teknoloji ve inovasyon yasaları olacak.

Benzer Yazılar

Doğa ve insan için yeni bir başlangıç

Ad Hoc

Gelecek, teknoloji ve fetişizm

Ad Hoc

Rekabetin tatlı yüzü

Sencer Uçar