Genel Manşet Teknoloji

Tıp, erkeği standart aldığında

Erkeğin model alındığı araştırmalar ve ilaç deneyleri, sadece erkeklere göre tasarlanan ürünler, hâlâ ‘erkeklerin dünyasında’ yaşadığımızı gösteriyor. Teşhis edilmeyen, geç teşhis edilen hastalıklar, teşhis halinde kadınlara göre tasarlanmayan tedaviler ve kadın bedeninde farklı işlev gösteren ilaçlar gündelik hayatımızın bir parçası.

Caroline Criado Perez’in 2019 yılında yayımlanan “Invisible Women” isimli kitabı ya bildiğimiz ama gündelik hayatın seyrinde pek dikkat etmediğimiz ya da mevcut Batılı “medeni” toplumlarda aşıldığını sandığımız bir gerçeği tek tek örnekleriyle yüzümüze çarptı: dünyanın tasarımı erkekleri ve erkek bedenini standart alıyor.

Araba tasarımlarında kaza testlerinin erkek beden standart alınarak yapılması gerçek hayatta araba kazalarında kadınların daha fazla ölmesine neden olurken (yüzde 47 oranında kadınlar daha fazla ağır yaralanıyor), cep telefonlarından tutun maske gibi koruyucu malzemelere pek çok ürün yine standart erkek bedene göre tasarlanıyor. Perez’in Covid-19 salgınında üzerine basa basa belirttiği üzere, ön saflarda virüse karşı bakım hizmeti veren çalışanların çoğu kadın olmasına rağmen yüzlerine oturmayan maskeler yüzünden erkeklere nazaran daha büyük bir risk altında kalıyorlar.

Ağrı araştırmalarında kadınların yok sayılması

Tıpta kadınların yok sayılması pek çok alanda kadınları olumsuz etkiliyor. Ağrı araştırmaları ve kardiyovasküler hastalıklar bunlardan sadece biri. McGill Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Jeffrey S. Mogil, kısa süre önce Nature Reviews Neuroscience dergisinde ağrı araştırmalarına ilişkin araştırmasının sonuçlarını yayımladı. Bu araştırma, kronik ağrının parafizyolojisine dair klinik literatürün büyük oranda erkek kemirgenler üzerine yapılan çalışmalara dayandığını gösterdi. Ancak hem kemirgenlerde hem de insanlarda, erkekler ve dişiler arasında moleküler, hücresel, genetik ve fizyolojik düzeylerde ciddi farklar olduğundan, literatürün ekseriyetle erkek kemirgenler üzerine yapılan araştırmalara dayanması kadınları oldukça olumsuz etkiliyor. Mogil’e göre, bu durum, ağrı araştırmalarında erkeklere dair bulguların genelleştirilmesine, imal edilen ilaçların da bu yüzden kadınların ihtiyaçlarına dönük olmamasına neden oluyor.

Kanada’da henüz 2006, ABD’de ise 2016 yılında ağrı araştırmalarında dişi kemirgenler de kullanılmaya başlandı. Üstelik mevcut araştırmalar dişi kemirgenleri içerse de dayandıkları hipotezler bu paradigma değişiminden önce yapılan deneylerden elde edilen verileri kullandığından imal edilen ilaçlar yine kadınlarda erkeklerde olduğu kadar etkili olmuyor. Kronik ağrı çekenlerin büyük bir kısmı kadın olmasına rağmen ağrıkesiciler kadınlarda erkekler kadar işe yaramıyor.

Kadınları farklı etkileyen ilaçlar

“Sex Matters” (Cinsiyet Önemlidir) kitabının yazarı Dr. Alyson McGregor da bu noktaya parmak basıyor: tıpta kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik farklar göz önünde bulundurulmayarak erkek beden standart alındığından kadınlar hak ettikleri tedavilere erişemiyor. Tıbbi modelimiz sadece erkek hücreleri, erkek kemirgenler ve erkek insanlar üzerine yapılan deneylere dayanıyor. McGregor’a göre bunun nedeni, tıbbi araştırmaların ilk düzenlenmeye başlandığı yıllarda, çocuk doğuracak yaşta olan kadınların deneylerin dışında bırakılması. Oysa kadınlar ilaçlara erkeklere nazaran farklı yanıtlar verir, bazı ilaçlar regl döngüsünün farklı anlarında bedende daha uzun süre kalır veya tehlikeli seviyelere iner. Muadil ilaçlarda sık sık kullanılan katkı maddeleri de ilacın biyoelverişliliğini etkiler. Biyo-elverişlilik, alınan ilacın ne kadarının bedene ulaşacağını ifade eden bir terim. Muadil ilaçların genelde sadece sağlıklı erkeklerde iki hafta test edildiğini belirten McGregor, biyo-elverişliliğin kadınlarda yüzde 24 oranında farklı olabileceğini ifade ediyor.

Bu açıdan, alınan ilaçların iki kalp atışı arasındaki zaman farkına etkisi çarpıcı. Bu zaman aralığı normal koşullarda da kadınlarda erkeklere nazaran daha uzundur. Çoğu ağrı kesici, antidepresan, antihistamin ve antibiyotik bu aralığı daha da uzatır; dolayısıyla kadınları aritmi, ani kalp durması gibi risklere daha açık hale getirir. Bu durum bilhassa birden fazla ilaç kullanan kadınlarda mühim bir risktir, ki kadınlarda birden fazla ilaç kullanma oranı erkeklere nazaran daha fazladır.

Kalp sağlığında kadınların yok sayılması

Birleşik Krallıkta bir kadının kalp krizi halinde yanlış teşhis edilme ihtimali bir erkeğe nazaran yüzde 50 daha fazla. Bu alanda erkeği-merkezine alan semptomlar kadınları yansıtmadığından, teşhis sonrası doğru tedaviye ulaşmak da kadınlar açısından bir sorun.

Kalp hastalıkları her iki cinsiyet için de önde gelen ölüm nedenlerinden biri ve kadınların kalp krizinde ölme ihtimali erkeklerden daha fazla. Sağlık Araştırma Enstitüsü, Avustralya’da kadınların meme kanserinden daha çok kalp hastalıklarından yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Saat başı bir Avustralyalı kadın kalpten yaşamını yitiriyor. Her gün 50 kadın kalp krizi geçiriyor. Buna rağmen tedavi kılavuzları esasen erkekler üzerine yapılan araştırmalardan elde edilen verilere dayandığından kadınların kalp krizi semptomları fark edilmiyor.

Conversation isimli dergide yayımlanan habere göre, en yaygın kardiyovasküler hastalıklardan biri kalp krizine neden olabilen iskemik kalp hastalığı. Kalp krizleri genelde kan damarlarının tıkanmasından dolayı yaşanır. Bu tıkanmanın nedeni genelde aterosklerosistir, yani damarlarda yağ tabakalarının oluşması. Ancak iskemik kalp krizi geçiren kadınların yarısından çoğunda damar tıkanıklığı yaşanmaz. Kadınlarda İskemi Sendromu Değerlendirme araştırması, kadınlarda iskemik kalp hastalıklarının genelde “mikro-dolaşımdan” sorumlu daha ufak kan damarlarının tıkanmasından kaynaklandığını buldu.

Kalp krizi semptomları arasında sık sık anılan göğüs ağrısı da kadınlarda daha az görülür. Ayrıca kadınlarda yorgunluk, boyunda, çenede ve sırtta rahatsızlık gibi standartdışı kabul edilen semptomlar daha sık görülür. Bu tarz atipik semptomları fark edememek kadınlarda tedaviyi ve teşhisi olumsuz etkiler. Daha 2016 yılında Amerikan Kalp Sağlığı Derneği’nin yayımladığı bir açıklamada, bu alanda cinsel farklara ilişkin yeterince veri olmadığı söylendi.

Kadınların şikâyetleri ciddiye alınmıyor

İngiltere’de bu yıl içerisinde yayınlanan kapsamlı bir raporda, vajinal ağ, Primodos hamilelik testi ve epilepsi ilacı sodyum valproat kullanımı yüzünden kadınların on yıllar boyunca ağrı çektiği ve zarar gördüğü tespit edildi. Burada daha bile can yakıcı olan sorun ise kadınların doktorlara şikâyetlerini ısrarla belirtmelerine rağmen ciddiye alınmamaları. Rapor, kimi doktorların kibirli tavırlarının ve kadınların şikâyetlerini “normal,” “kadın sorunu” diye geçiştirmelerinin böylesi bir skandalın nedenleri arasında olduğunu belirtiyor.

73 yaşındaki June Wray, 2009 yılında vajinal ağ implantı taktırdıktan sonra kronik ağrı çekmeye başlıyor. “Bazen acı o kadar fazla oluyordu ki bayılacağım sanıyordum,” diyor. “Hekimlere bunu anlattığımda bana inanmadılar, delirmişim gibi baktılar.”

Otizmde kız çocukları geç teşhis ediliyor

Şimdiye kadar hep erkeklerin kız çocuklarına nazaran otizm olmaya daha meyilli olduğu söylendi (Otizm teşhis edilen erkek sayısı kızlardan dört kat daha fazla). Ancak son zamanlarda daha hafif vakalarda kız çocuklarında otizm semptomlarının gözden kaçırıldığını daha çok duymaya başladık. Burada da kalp krizindeki duruma benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Teşhis kriterleri neredeyse tamamen erkekler üzerine yapılan araştırmalara dayanıyor! Daha iyi işlev gösteren otistik kız çocukları ise gözden kaçıyor veya daha geç teşhis ediliyor.

Klinik nöropsikolog Susan F. Epstein, “klasik otizm teşhisinde kullandığımız modelin erkeklere uygun bir model olduğu ortaya çıktı. Kızlar buna hiç uymuyor değil ama kızlarda durumun daha sessiz bir şekilde kendini gösterdiği, illa erkeklerde olduğu kadar nükseden, kısıtlayıcı davranışlar yaşanmadığı veya durumun kendini farklı şekillerde gösterdiği görülüyor,” diyor. Gerçekten de Stanford Üniversitesi’nde 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre autistik kızlar erkeklere nazaran daha az nükseden ve kısıtlayıcı davranışlara sahip. Benzer bir durumun ADHD (hiperaktivite ve dikkat bozukluğu) vakasında da yaşandığı biliniyor.

Erkeğin model alındığı araştırmalar ve ilaç deneyleri, sadece erkeklere göre tasarlanan ürünler, hâlâ “erkeklerin dünyasında” yaşadığımızı gösteriyor. Teşhis edilmeyen, geç teşhis edilen hastalıklar, teşhis halinde kadınlara göre tasarlanmayan tedaviler ve kadın bedeninde farklı işlev gösteren ilaçlar gündelik hayatımızın bir parçası. İlaç deneylerine kadınların bu kadar geç dahil edilmesi bile başlı başına durumun vahametini gösteriyor. Caroline Criado Perez gibi kadınlar ise bu alanda farkındalığı artırmak için çalışmaya devam ediyor.

Yazı: Yazar Öznur Karakaş

Benzer Yazılar

Gelecek, teknoloji ve fetişizm

Ad Hoc

Algoritmik radikallikler

Ad Hoc

Evreni yöneten kuvvetler

Ad Hoc