İnsan Manşet

Toplama kamplarını nasıl bilirsiniz?

Geçtiğimiz haftalarda Meksika – ABD sınırını geçmeye çalışırken hayatlarını kaybeden Oscar Ramirez ve
kızı Valeria’nın Rio Grande Nehri kıyısında çekilmiş görüntüleri vicdanları sızlattı elbette ancak bu trajedinin dünya ve ABD gündeminde alevlendirdiği asıl tartışma, Başkan Trump’ın göçmenlere, özellikle
göçmen çocuklarına uyguladığı sert politikalara yönelik oldu. ABD Kongresi’nin genç üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in göçmen çocukların tutulduğu gözaltı merkezlerini “toplama kamp”larına benzetmesi ise, Cumhuriyetçi tarafta ve sosyal medyada tepkilerle karşılaşırken uzun yıllardır ziyaret edilmemiş bir başlık -toplama kampları- yeniden konuşulur oldu.

Hukuki ve fiili durumlar arasındaki ayrımın kaybolduğu, bireylerin temel haklarının askıya alındığı uygulamalarla özellikle 20’nci yüzyılın ilk yarısına damga vurmuştu toplama kampları. İlk akla gelen
örneklerse elbette Sovyet gulagları, Nazi toplama kampları ve ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda Japonları yerleştirdiği toplama kampları.

Ocasio-Cortez’e yapılan eleştiriler, kurduğu analojiyle milyonlarca insanın hayatını kaybettiği tarihsel örneklerin trajik hatırasına saygısızlık yaptığı yönündeydi. Öyle ya, modern toplumlarımızda bugün gerçekleşen hiçbir şey, geçmişin felaketlerini andıracak ya da onlara benzeyecek kadar canavarca ve akıldışı olamazdı. İşte güncel tarihe bu şekilde yaklaşılması ve sorunların bir kelime/analoji/kavram kısaca dil sorununa indirgenmesi , New Yorker yazarlarından Masha Gessen’e göre bugünün anti-demokratik uygulamalarının normalleşmesinde rol oynayan faktörlerden biri.

Gessen, bu yaklaşımın bir kabullenme meselesi olduğunu savunuyor. Bugün aktüel olarak gerçekleşen hiçbir şey, bizatihi gerçekleşmesi nedeniyle, akıl ve tahayyül dışı olamaz. Üzerinden zaman geçtikten sonra toplumsal belleklerimizde kolektif bir şekilde tarihin en korkunç trajedileri olarak kodladığımız olaylar, bugün ve şimdi yaşadıklarımızla -kimi zaman nedensel olabilecek- ilişkisini yitirdiğinde geçmiş mistikleşiyor ve bir nevi kurgusal bir mit statüsü kazanıyor. Aynı kolektif jest, bugünü de
geçmişle ilgisi ve benzerliği olamayacak bağımsız bir zamansallık olarak konumlandırıyor. Dolayısıyla gerçek hayatta ya da televizyonda karşılaştığımız hiçbir kötülük de ne kadar kötü olursa olsun, geçmişteki kadar canavarca olabileceği fikrini üretmiyor. Tıpkı bir zamanlar Trump’ın, önerdiği politikalarla başkan seçilmesi fikrini imkânsız bulurken,seçimi kazandıktan sonra durumu en azından “kabul edilebilir” bulmamız gibi. Bu yaklaşımın bugüne dair başka neleri meşrulaştırabileceğini siz düşünün…

Benzer Yazılar

Suya yapılan yolculuk

Ad Hoc

Uzun sürmüş bir yanılgının akşamı: Depresyon

Ad Hoc

Distopyadan kaçmak heterotopyada özgürleşmek

Ad Hoc