Kültür

Uluslararası eğitimde yumuşak bir güç: Konfüçyüs Enstitüleri

Yumuşak Güç kavramı soğuk savaşın sonunda Joseph Nye tarafından siyaset literatürüne kazandırılmış bir kavram. Uluslararası bir oyuncunun askeri ve ekonomik baskı unsurlarını kullanmaktan ziyade kültürel cazibesiyle uluslararası platformlarda istediğini elde edebilme kabiliyeti yumuşak güç olarak tanımlanabilir.
Birleşik Devletlerde yaşanan 11 Eylül saldırısından sonra bir zamanlar “kültür diplomasisi” ya da “propaganda” olarak bilinen ve daha yumuşak bir anlatım kazandırılan “kamu diplomasisi”, ülkelerin dış politikasında önemli bir rol oynamaya başladı.

Kamu diplomasisi, kendilerini farklı kültürlerin ve uygarlıkların mensubu olarak tanımlayan kişiler arasında barışı, karşılıklı saygıyı ve hoşgörüyü inşa ederek saldırganlığı ve her türlü terörü engelleyerek birlikte yaşama şans vermeyi amaçlayan bir çaba olarak tanımlanabilir.

Kamu diplomasisi, soğuk savaş döneminde yürütülen kitlesel iletişimden uzaklaşıp doğrudan adam adama iletişim vasıtası ile hayata geçirilme eğilimindedir. Bunun içinde öncelikle kullanılan vasıtalar internet, kamusal televizyon ve radyo yayımcılığı, kültür merkezleri, kütüphaneler, sanat ve kültürel etkinlikler oluyor.
Tüm bu sayılanlara ilaveten “kamu diplomasisi” bağlamında hükümetler, kendileri için tehdit tanımlamasına giren kişilere ve genel olarak dünya halkları tarafından algılanışlarında olumlu bir tutum yaratmak için insanlara erişimin yollarından biri olan eğitim diplomasisini hayata geçirdiler.

Eğitimin ulusal sınırların dışına taşması
Bir ülkenin ekonomisinin en değerli kaynaklarından bir tanesi insanları. Ulusun sahip olduğu insan gücünün niteliği ve niceliği bir ülkenin sürdürülebilir gelişmesinin temel girdisi neredeyse. 1960’lı yıllardan başlayarak, iş gücünün eğitimi ve özellikle de eğitim seviyesi olarak iş gücünün kalitesine artan bir biçimde hassasiyet gösterilmeye başlandı. Bu durum da beşeri sermaye kavramını terminolojiye kazandırdı. Beşeri sermaye, kişisel ve sosyal gelişimi sağlayan ve ekonomik refahın artırılmasına olanak sağlayan insan gücü tarafından sahip olunan bilgi ve hüner anlamına geliyor. Hiç kuşku yok ki devlet ya da kişisel imkânlarla edinilen uluslararası eğitim bir ülkenin beşeri sermayesinin niteliğinin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi için ekonomik, siyasi, ideolojik, kültürel etkileri ve önemi yadsınamaz bir imkân.

“Uluslararası eğitim” terimi ilk defa 1974 yılında UNESCO tarafından kullanıldı. UNESCO, farklı sosyal ve siyasi sistemlere sahip halklar ve devletler arasındaki dostane ilişkilere, temel özgürlükler ve insan haklarına saygıya dayanan “uluslararası eğitimi” uluslararası anlayışın, işbirliğinin ve barışın bölünmez bir bütünün parçası olduğunu vurguluyor.

Eğitimde bir dünya markası: Çin
Uluslararası eğitimin bir yandan öneminde diğer yandan uluslararası eğitimin planlamasından icrasına kadar her aşamada sürecin içinde yer alan kişi ve kurum sayısında hatırı sayılır bir artış gözlemleniyor. Özellikle son 30 yılda uluslararası yükseköğretim yaygınlaştı ve çeşitlendi. Bilginin küresel dolaşımındaki artışa paralel bir öğrenci ve akademisyen hareketliliğinden söz etmek de mümkün. 2025 Küresel Öğrenci Hareketliliği Raporu 2025 yılına kadar uluslararası öğrenci sayısının 1,8 milyondan 7,2 milyona çıkacağını, uluslararası yükseköğretim talebini karşılamada Asya’nın hâkim güç olacağını belirtiyor.

Asya bağlamında Çin, 30 yılı aşan bir süredir açık kapı ve reform politikalarını sürdürüyor. Bu politikalar neticesinde Çin, dünya sahnesinin ortasında göz ardı edilemeyecek bir konumda. Çin, 2000’lerin ilk 10 yılında Japonya’yı geçerek dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olmayı başardı. 2020 yılına kadar da Amerika’nın yerini alarak dünyanın en büyük ekonomisi olacağı yönünde tespitler yapılıyor.

Çin halihazırda çeşitli ülkelerin en önemli ortağı durumunda. Çin’in güçlü ekonomik nüfuzu, diğer ülke insanlarının artan bir biçimde Çin dilini öğrenme talebini gündeme getiriyor. Çin yönetimi 2004 yılından itibaren Çin dili ve kültürünün öğretilmesi için iki kurumu Konfüçyüs Enstitüleri ile Konfüçyüs Sınıflarını dünyanın dört bir yanında hayata geçirdi.

Biz zamanlar Rhodes, Fullbright; şimdi de Konfüçyus
Konfüçyüs Enstitüleri, Mili Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Çin’de Hanban diye adlandırılan Uluslararası Çin Dili Konseyi Bürosu’nun himayesinde faaliyetlerini sürdürüyor. Hanban, 12 bakanlık ve hükümet biriminden temsilcilerin oluşturduğu bir yönetici grup tarafından faaliyetlerini icra ediyor.
Yaklaşık 100 yıl önce Birleşik Krallık’ın emperyal meziyetlerinin yaygınlaştırılması için Cecil Rhodes’in bağışladığı Rhodes Bursları, 1946’da Amerika Birleşik Devletlerinin uygulamaya koyduğu Fulbright Programı, dağılmadan önce Sovyetler Birliği’nin üçüncü dünya ülkelerinden gelen öğrencilere sosyalizmi öğretmek için tesis ettiği Patrice Lumumba Halkların Dostluğu Üniversitesi örneklerine benzer bir uygulama günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti tarafından takip ediliyor.

Çin’i anlamak için Çin Komünist Partisini (ÇKP) iyi anlamak gerekiyor. Çin’de hayata geçirilen ve geçirilmeyen her şey ÇKP’nin kararlarına dayanır. Konfüçyüs Enstitüleri’nin de siyasi bir ajandası olduğu ve ÇKP’nin bir propaganda aracı oldukları gerçeği yok kabul edilmemeli. Dolayısıyla pek çok ülkenin benzer kuruluşları olan United States Information Service / Agency, British Council, Instituto Cervantes, Goethe-Institut, Alliance Française, Japan Foundation ve Yunus Emre Enstitüsü gibi Konfüçyüs Enstitüleri de en nihayetinde faaliyetlerini kendi ülkesinin politikaları lehinde küresel bir kamuoyu oluşturma yönünde planlıyor ve icra ediyor.

Bugün Avrupa’da 42 ülke ve Avrupa Birliği Merkezinde, Asya’da 34 ülkede, Afrika’da 45 ülkede, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında 25 ülkede, Okyanusya’da 7 ülkede olmak üzere 532 Konfüçyüs Enstitüsü ve 995 Konfüçyüs Sınıfı, Çin dili ve kültürünü öğretmek üzere hizmet veriyor. Aynı zamanda Konfüçyüs Enstitüsü, bulunduğu ülkelerden Çin’e gidecek öğrencilere burs imkânı da sağlayan bir kurum olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Çin, 2018 yılında, 196 farklı ülke ve bölgeden 492 bin 185 uluslararası öğrenciye ev sahipliği yaptı. Asya’dan 295 bin 43, Afrika’dan 81 bin 562, Avrupa’dan 73 bin 618, ABD’den 35 bin 733, Okyanusya’dan 6 bin 229 öğrenci Çin’de çeşitli kurumlarda eğitim ve öğretim gördüler. Bir önceki yıldan da devam edenlerle birlikte 608 bin 809 uluslararası öğrencinin 258 bin 122’si lisans programlarına, 85 bin 62’si lisans sonrası eğitimine (25 bin 618 doktora; 59 bin 444 yüksek lisans), 234 bin 63’ü ise farklı programlara devam ediyor.
Günümüz dünyasında sömürgecilik biçim değiştiriyor. Artık sömürmek yerine ticari ve endüstriyel çıkarlara ve karşılıklı kazan kazan düşüncesine dayalı pazar yaratma çabası esas alınıyor. Bir zamanlar Avrupalıların yaptığı gibi hedef ülke ya da ülkelerin ticari ya da askeri güç unsurları ile işgal edilmesi söz konusu değil. Kazan kazan ilkesi doğrultusunda kendi ürünleriniz için dış pazarlar yaratma çabanız odakta duruyor. Bu bağlamda Çin’in de aslında yaptığı bundan başka bir şey değil. Bunu yaparken de işe koştuğu araçlardan bir tanesi bir yumuşak güç unsuru olarak eğitimi, uluslararası eğitim bağlamında Konfüçyüs Enstitüleri üzerinden binlerce yabancı öğrenciye kendi eğitim kurumlarında ev sahipliği yaparak kullanması.

Hakan Dilman
Öğretim Üyesi

Benzer Yazılar

Hasankeyf, Allianoi ve Zeugma’nın sessiz çığlıkları

Ad Hoc

Gastronomide yeni trend: Az ama öz

Ad Hoc

Süper kahramanlar neden dönüyor?

Ad Hoc