Ekonomi

Uykusuz geceler

Uykusuz geceler

Her iki kulağı üzerinde de uyuyabiliyordu” diye yazmıştı Erasmus, 16’ncı yüzyıl ya da uyku sorunu öncesi dönem insanı için. 200 yıl sonrasında ise ABD’nin kurucu başkanlarından Benjamin Franklin huzurlu uykuları geri çevirmiş, “Mezarda yeterince uyuyacağız” demişti. Franklin’in gecesi gündüzü modern Amerika’nın geleceğini oluşturan Bağımsızlık Bildirgesi’ni hazırlamakla geçiyordu, uykuya zaman ayıramaması anlaşılır bir durumdu. İşin tarihsel ironisiyse Franklin’in, Journal de Paris’te yayınlanan “An Economic Project” başlıklı hicvinde, Fransızlara önerdiği daha az mum ışığı, daha çok gün ışığı kullanımı uygulamasıyla Fransız ekonomisinin hatırı sayılır bir tasarruf elde edeceğini belirtmesinin yanı sıra aynı zamanda modern çalışma/uyku dengesinin erken yollarını hazırlayan kişi olmasıydı.

Biz 21’inci yüzyıl insanları ise daha çok J.G Ballard’ın kısa öyküsü Manhole 69’da insanların uyku ihtiyacını sona erdirmek için çalışan bilim insanları ve az uyku ve çok çalışmaya itibar kazandıran CEO’lar ve siyasetçiler dönemi çocuklarıyız.

7/24 zamanlarımızda bir çatlak

Elektriğin insanın uyuma kalıplarını dönüştürdüğü, bilgisayar ekranlarının, televizyonların ve akıllı telefonların mavi ışığının gündelik ritmimizi bozguna uğrattığı malum. Uyku, Marx’ın “doğal bariyerler” olarak listelediği kapitalizm öncesi dönemlerden kalma zorunluluklar listesinde, henüz ortadan kaldırılamamış tek arkaik madde belki de. Ancak uyku gerçeğine yaklaşımımız pratik ve teorik olarak radikal bir dönüşümden geçiyor yıldan yıla.

NY Times, 2018 yılında uykuya dair 100’ün üzerinde makale ve araştırma yayınladı. Sayısı yıldan yıla artan uyku konulu bu yazılar, kimi zaman uyku eksikliklerinin yol açtığı kognitif ve psikolojik sorunlar kimi zaman uyku sorunlarının toplumsal nedenleri kimi zamansa iyi bir uyku için doğru yatak seçimi, uygun koşulları yaratma ya da yaşam tarzı değişikliklerine yönelme metotları üzerineydi. Geçtiğimiz yüzyılın başında yetişkin bir ABD’linin yaklaşık 10 saat uyuduğu, bugünse uyku süresinin 6,5 saate kadar gerilediği Culture of Health Equity Network’ün paylaştığı uyku gerçekleri arasında. Yani, yaşamımızın üçte birini uyuyarak geçirdiğimiz klişesini gözden geçirme vakti gelmiş olabilir.

Uykuyu bugünlerde eksikliğiyle değil, varlığıyla sorun yaratan bir doğa fenomeni gibi algılama eğiliminde olabiliriz. Uyku, aktif ve baş döndürücü deneyimlerle dolu bir yaşamın önünde bir engel haline geliyor belki de. “Daima bir şey yapıyor olmak, hareket etmek, değişmek – prestij kazandıran şey budur, genelde ‘eylemsizlik’ ile aynı anlamda kullanılan durağanlık değil” diyordu Teresa Brennan Globalization and Its Terrors: Daily Life in The West kitabında. Bu yeni yaşam tarzı da, apayrı bir normatif model olarak, Jonathan Crary’nin sözleriyle “7/24 zamansallık” olarak kodlanıyor 21’inci yüzyılımıza.

Karanlık geçmişimiz

Uykularını yeterince alamayanların, odaklanma ve hatırlama problemlerine sahip olmaktan eşlerini daha fazla aldatma ya da yalan söyleme eğiliminde olacaklarına yönelik pek çok akademik çalışma mevcut. Gece mesaisi yapanlarsa, gündüz mesaisi yapanlara nazaran kalp krizi geçirme, obezite sorunları yaşama ya da metabolizmaları için ideal olan kas/ yağ oranı dengesini yitirme riskini daha fazla taşıyor. Uykusuzluğun nelere mal olabileceğine dair uzun bir çalışma listesi bulunuyor. Ancak terazinin öbür kefesinde bambaşka gerçekler yatıyor. Globalleşme mekânsal sınırları ortadan kaldırdıysa, dijitalleşme de zamansal sınırları yerle bir etti. Dışarıda ya da ekranlarımızda 7/24 keşfe ve tüketmeye davet eden, gecenin doğal karanlığını yapay aydınlıklarla ikame eden sonsuz bir hizmetler ve görüntüler koleksiyonu bulunuyor. Eğer hiç birimiz uykuya ihtiyaç duymayıp daimi olarak uyanık kalabilseydik, global ekonominin ne büyüklükte bir hacme sahip olabileceğini öngören çalışmalar hazırlanmamış olsa da insan sormadan edemiyor: Uyku, nelere mal oluyor?

Modern uykuyu düzenleyen pek çok gelişme oldu son 200 yılda. Bugün, gece uykularımızı bölüp cep telefonlarımızı kontrol etmek rutin bir eylem haline gelmiş olsa bile, kent yaşamında belirli bir saatten sonra gürültüyü yasaklayan düzenlemeler ve yaşama koşullarında gerçekleşen dönüşümler hep gece kesintisiz uyumamız, sabah kalkıp çalışmaya başlamamız ve verimli bir iş günü geçirmemiz için. Tarihçi Roger Ekirch ise endüstriyel dönem öncesi zamanlarda yaşayan Avrupalıların, geceleri de aktif bir hayata sahip olduğunu koyan çalışmalara sahip. Bugünün aksine çift vardiyalı bir uyku sistemine sahip olan -özellikle doktor ya da yazar olaneski Avrupalılar için gece uykularına ara verip yemek yemek, fikirlerini yazıya dökmek ve bazı önemli işleri halledip uykuya geri dönmek normal sayılırmış. Benzer bir döngü, Thomas Wehr’in bulgularına göre yapay ışığın olmadığı koşullarda yaşayan bugünün bireyleri için de geçerli.

Tüm bunların ötesinde tarih, insanlığın karanlıklarla savaşma tarihi aslında. Descartes’la başlayan modern düşünce tarihinde uyku, bilincin kapalı olduğu, küçümsenen bir bilinmez olarak algılanıyor. Hatta kimi zaman humma ve delilikle aynı kefeye konuyor. Daha yakın dönemden Emmanuel Levinas içinse uyku sorunları ahlaki bir açmaza işaret ediyor. Modern dünyanın şiddeti o kadar yoğun ki bireysel sorumluluk giderek zorlaşıyor ve bu uykularımızı kaçırıyor.

Benzer Yazılar

Hakikaten medyaya güveniyor muyuz?

Ad Hoc

İşte durum ve duruş

Ad Hoc

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc