Manşet Tematik

Uzmanların geri dönüşü ne zaman?

Uzmanların geri dönüşü ne zaman?

Oxford Üniversitesi Reuters Institute for The Study of Journalism’in nisan ayında yayımlanan raporu koronavirüs hakkındaki yanlış bilgilerin kaynağı yüzde 20 oranında siyasetçiler ve ünlüler olsa da bu gruplar tarafından yapılan paylaşımların toplam sosyal medya etkileşiminin yüzde 69’undan sorumlu olduğunu ortaya koymuştu. NBCNews’ta yayımlanan bir fikir yazısında da konunun bir başka boyutu tartışılmıştı. Şifalı kristallerden egzotik spa merkezlerine, takviye ürünlerden tartışmalı diyetlere sağlık ve esenlik endüstrisinin ünlüler hakimiyetindeki büyük bir bölümü, bu konular hakkında nasıl düşündüğümüz ve nasıl kararlar aldığımız üzerinde epey etki sahibi. Kişisel samimiyetleri ve takipçilerinin güvenine sahip olmalarıyla kurumsal markalardan ayrışan ünlü sağlık influencer’ları bu dönemde de, sağlık ve güvenlik endişeleri taşıyan milyonlarca insanın başvurduğu adres oldu. Bu yoğunlaşma, NBCNews’e göre, koronavirüs krizi geride bırakıldığında bile riskler üretmeye devam edecek.

Bu konuda en büyük tartışmaları Hidroksiklorokin tetiklemiş olsa gerek. Sağlık profesyonellerinin risk uyarılarına ve kanıtlanmamış faydalarla öne çıkarılmasına yönelik artan eleştirileri, başta ABD Başkanı’nın kendisi olmak üzere pek çok medya ortamında bu ilaca yönelik övgülerin günbegün sunulmasına engel olamadı. Övgüleri dillendirenler arasında marka-doktorlar dediğimiz tıp ihtisasına sahip bireyler de vardı, Mehmet Öz ve kamuoyunun Dr. Phil olarak tanıdığı (diploma sahibi olmasına rağmen uzun zamandır klinik psikoloji tedavisi uygulamayan) Phillip Calvin McGraw gibi. Her ikisinin de koronavirüs dışı bir uzmanlığa mensup olduklarını hatırlatmış olalım.

Ünlü şifa guruları sınıfında Hollywood’lu aktrist Gwyneth Paltrow da var. Birkaç ay önce Netflix’te yayınlanmaya başlanan The Goop Lab programıyla new age hassasiyetleriyle şekillenen esenlik öğretileri sunuyor yıldız. Bu haliyle zararsız görünen programın, sahte uzmanlar kültürünü beslemesi, kapsamlı araştırmalara tabi olmamış tedavi yöntemlerini ve ilaçları önermesiyle aslında COVID-19 etrafında şekillenen kamusal söylemi beslediği düşünülüyor. Bu kamusal söylem, hali hazırda pek çok komplo teorisine ev sahipliği yapıyor. Dahası, King’s College London’da toplumsal ve kültürel yapay zekâ araştırmaları yapan Dr. Danieş Allington’ın çalışmalarına göre, yanlış iddialara ve komplo teorilerine inanan insanlarla, devletlerin önerdiği sosyal mesafe ve evde kalma kurallarını ihlal eden insanlar arasında anlamlı bir istatistiksel bağ mevcut.

Etkili dönemlerde yeni bir kategori: Medikal influencer’lar

Elbette yalnızca ünlüleri, astrologları ya da sahte uzmanları öne çıkarmadı bu dönem. Medikal influencer’lar dediğimiz bir kategorinin de yükselişine sahne oldu. 5G teknolojilerinin bu virüse yol açması, virüsün laboratuvarda üretilen biyolojik bir silah olması, Bill Gates’in bu sürecin gizli planlayıcısı olarak öne çıkarılması, virüsün dünyanın tüm yaşlı bireylerini yok etmek için tasarlanmış olması gibi birçok komplo teorisine karşı insanları bilinçlendirmek ve doğru tedavi yöntemlerinin uygulanmaya başlanmasında teşvik edici olabilmek adına, popüler kültürün araçlarını kuşanarak sosyal medyadaki görünürlüklerini artıran doktorlar ve hemşireler başta olmak üzere sağlık çalışanlarını kapsayan bir kategori medikal influencer’lar. Fiziksel mesafe kurallarını dikkate alan danslı selamlaşmalardan sorumluluk sahibi bir tıp anlayışını öne çıkaran eğlenceli performanslara kadar birçok yenilikçi ve dikkat çekici icatlara imza atan sağlık çalışanları da, yalan haberlerin ve kutuplaştırıcı içeriklerin sosyal medyadaki yayılım hızını yakaladı kısa sürede. Yani, doğru bilgilerin yayılmasında etkin bir rol oynadılar.

Stanford Internet Observatory’de sağlık dezenformasyonu üzerine araştırmalar yapan Renee DiResta, sosyal medyadaki uzmanlar boşluğunun uzun süredir kapatılmayı beklediğini belirtiyor ve ekliyor: “Facebook ya da YouTube gibi platformlar yalan yanlış sağlık iddialarını silme girişiminde bulunana kadar, bu iddiaların sahipleri çoktan Facebook gruplarında ‘şifa’larını satmaya başlamış, milyonlarca izleyiciye ulaşmış ve arama motorlarının ilk sayfalarında görünürlük kazanmış oluyorlar. Bir marka nasıl ayakkabı satıyorsa, onlar da aynı şekilde satıyorlar ‘şifa’larını: Rafine bir bilgeliğin ürünü olduğunu düşündüren bir çeşit esrar ve gizem perdesiyle birlikte.”

Gerçek uzmanlar bu şöhrete hazır mı?

Kendilerini bu şifacıların hatalarını düzeltmeye adamış ve bilimsel metottan şaşmamış doktorlar arayı kapatmaya çalışsalar da, MIT Tech Review’a göre disiplinin pek çok temsilcisi sahte uzmanların oluşturduğu bir çeşit kara deliğe dönüşmüş sosyal medyada yer almayı reddediyor zira burası çoğunun gözünde profesyonellikten uzak olmayla ilişkilendirilen bir ağ. Yani, mecranın içinde yer almayı seçip problemle savaşmayı denemek problemin bir parçası olmaya dönüşebilir çoğu zaman. “Doctors are now social-media influencers. They aren’t all ready for it” başlıklı makalede bazı “olasılıklar” sıralanıyor. Örneğin, genç kitlelere erişme olanağı tanımasıyla ünlü TikTok platformunda dikkatli olmamaları durumunda kamunun güven duyduğu tıp profesyonellerine yönelik itibarı da zedeleyebilirler sağlık çalışanları. Bu platformda var olabilmek için komik olmak, aplikasyonun kültürüne doğal bir şekilde entegre olmak gerekiyor. Ancak bu entegrasyon tıp disiplininde etik dışı davranış olarak kodlanacak bir nitelikte olmamalı. Kısacası, kökeni yüzlerce yıl öncesine uzanan bilim ve toplum arasındaki, bilimsel değerler ve toplumsal değerler arasındaki gerilimli ilişkinin postmodern bir versiyonu bu yaşananlar. Tüm toplumların güven duyduğu bir meslek dalının sürdürülebilirliğini korumak sosyal medya çağında bir risk ve fırsat alanı. Ancak meydanı, hakikate, dolayısıyla gerçek uzmanlara bırakmanın zamanı gelmedi mi?

Bu yazı ilk kez Ad Hoc Haziran 2020 sayısında yayımlandı.

Benzer Yazılar

Platform’dan kurtulmak mümkün mü?

Ad Hoc

DIY: Tüketme, üret

Ad Hoc

Kaygı çağında insan halleri

Ad Hoc