Teknoloji

X Æ A-12: Fütürist imgelemde beden

X Æ A-12: Fütürist imgelemde beden

Geçenlerde Elon Musk ve eşi Grimes’ın yeni doğan bebeklerine X Æ A-12 ismini koyması haber oldu. Grimes, Twitter’da bebeklerinin adının anlamını da açıkladı. X matematikte bilinmeyen değişkeni ifade etmek için kullanılır. Æ, Grimes’a göre İngilizce yapay zekânın kısaltması olan AI’nin “elfçe” telaffuzu. A-12, Musk çiftinin en sevdiği hava aracı olan SR-17’nin öncüsü. A ise Grimes’ın en sevdiği şarkı olan Archangel’ı (baş melek) temsil ediyor.

Dünya bir bebeğe nasıl böyle bir isim verilebileceğini konuşadursun kısa bir süre içinde Musk’ın Covid-19 kısıtlamalarına karşı Kaliforniya eyaletine dava açtığını, eyaletteki Tesla fabrikalarında 11 Mayıs’ta üretime yeniden başlanacağını duyurduğunu öğrendik.

Bu iki haberin birbiriyle hiçbir ilişkisi olmadığı düşünülebilir. Ancak bu haberlerin Elon Musk ve eşi özelinde genel olarak Silikon Vadisi temelli transhümanist veya fütürist zihniyetin beden ve ölüm algısına dair ortak bir fikri temsil ettiğini iddia edeceğim.

101: Transhümanizme giriş

Transhümanizmi ileri teknoloji vasıtasıyla insani sınırların aşılmasını amaçlayan bir düşünce olarak ele almak mümkün. Max Moore 1990 yılında bunu şöyle açıklıyor: “Transhümanizm, zeki yaşamın evrimini, bilim ve teknoloji sayesinde, yaşamı-teşvik eden ilkeler ve değerler ışığında, mevcut insan formunu ve insani kısıtlamaları aşacak şekilde sürdürme ve hızlandırma arayışında olan yaşam felsefeleri sınıfıdır.”

İnsan formunu aşma ve insani kısıtlamaları geride bırakma misyonunu irdelediğimizde bunun yaşlanmayı ortadan kaldırma; insanın entelektüel, fiziksel ve psikolojik yetilerinin teknolojinin sunduğu imkânlar ve aparatlarla geliştirilmesi olduğunu görüyoruz. Transhümanist felsefe, buradan da anlaşıldığı üzere Kartezyen zihin-beden ayrımını daha da üst bir noktaya taşıyor ve insan aklının üretimi teknoloji ve teknik aparatlar sayesinde bedenin yaşlanma ve duyusal kısıtlamalar gibi organik vasıflarını aşmanın evrimin bir sonraki aşaması olduğunu düşünüyor. Bedenin giderek insan-makine hibritine dönüşmesi, hatta nihayetinde zihnin bedensel formdan tamamen ayrı sanal bir ortama aktarılıp daha üst düzey yetilere sahip makinelere yüklenmesi gibi projeler transhümanistler arasında mevcut.

Mütevazi sınırlardan kurtulmak

Gazeteci yazar Mark O’Connell’in Türkçe’ye Makine Olmak: Mütevazi Sorunumuz Ölümlülük adıyla çevrilen kitabı bizleri transhümanistlerin dünyasına taşıyor ve insan formunu, yani bedeni aşma serüvenin aldığı boyutları somut örneklerle anlatıyor. Transhümanizm, 1998 yılında Alexander Chislenko, Max More, Anders Sandberg, Natasha Vita-More, James Hughes ve Nick Bostrom tarafında kuruldu. O’Connell’ın bu isimlerin büyük bir kısmını bizzat ziyaret ederek yazdığı kitap, belgesel ve edebi değeri yüksek bir eser olmakla kalmıyor transhümanist görüşün felsefi arka planını eleştirel bir perspektiften ele alan şahsi müdahaleler ve görüşler de içeriyor.

“Bedeni aşma” misyonunun somut olarak ne şekilde gerçekleştiğini görmek için Makine Olmak kitabında ele alınan örneklere şöyle bir göz gezdirelim. Transhümanist görüşün dayandığı ultra Kartezyen zihin-beden ayrımını anlamamızı sağlayan en iyi örneklerden biri Alcor Yaşam Uzatma Vakfının merkezi. Ciddi bir meblağ karşılığı bedenlerin veya sadece kafalarının bedensel ölümün hemen ardından dondurularak saklandığı bir kriyonik muhafaza tesisi burası. Şirketin CEO’su yukarıdaki alıntının sahibi Max Moore.

Beden bir kılıftan mı ibaret?

Kriyonik muhafaza bilimsel hiçbir temeli olmayan bir varsayıma veya fütürist bir umuda dayanıyor. Gün gelir de zihni sanal ortama aktarıp sonrasında yeni ve şu anda etten bedenin kısıtlamalarına sahip olmayan, muhtemelen makine bedenlere yükleyecek teknolojiye sahip olursak diye -ki onlar bunun olacağına “inanıyorlar”- bedeni veya zihni barındırdığı varsayılan kafayı dondurarak saklamak. Şöyle bir düşünüldüğünde bu inancın arkasında zihne ve bedene dair ilginç görüşler olduğunu görüyoruz. Bedenden gayrı zihinsel bir teşekküllün var olması inancını bir kenara kaldıralım -öyle ya bu felsefe ve din tarihimizde alışık olduğumuz bir görüş- bu zihinsel teşekkülün tam da fiziksel beyinde saklı olduğunu varsayıyor. Bedenden koparılmış bir kellenin salt enformasyona indirgenmiş her türlü yaşamsal “veriyi” bir şekilde muhafaza ettiği, bu verinin sanal ortamda taşınıp aktarılabileceği, beyni dondurarak bu içeriğin de sonsuzca dondurulacağı ve zamanı geldiğinde sorunsuzca başka formlara yüklenebileceği fikri aslında transhümanistler için bedenin kendine ait hiçbir failliği veya etkinliği olmayan salt bir “kılıftan” ibaret olduğunu gösteriyor. Diğer transhümanist etkinlikler de sırf ete indirgenmiş, pasif madde olarak algılanan beden imgelemini güçlendiriyor. Misal bio-hacker’lar DIY -Do it Yourself, yani kendi tasarımları- bir takım “duyu geliştirici” aparatları, kimi zaman kendilerine zarar verme pahasına vücutlarına takıyor. Transhümanistlere göre insan yaşamı bu tarz müdahaleler sayesinde giderek uzayacak, ölüm böylece uzak bir geleceğe ertelenecek ve nihayet bu düşkün, etten beden artık hepten işe yaramaz hale geldiğinde asıl mühim olan, bedenden rahatça ayrılabilen zihinsel içerik -veri- başka, ileri teknoloji ürünü kılıflara yüklenecek, “insan-sonrası varlıklar artık hastalıktan, yaşlanmadan ve ölümün kaçınılmazlığından mustarip olmayacaklar.”

Bir ‘makine’ olarak bedenin dönemleri

Tevekkeli bu transhümanist ütopya sibernetiğin çizdiği bedensel evrim şemasının en uç formuna tekabül ediyor. İlk defa 1948 yılında Norberts Wiener tarafından kullanılan sibernetik sözcüğü (Sibernetik, veya Hayvan ve Makinede Kontrol ve İletişim isimli makalede) Dani Cavallaro’nun belirttiği üzere Yunanca “baş, ana dümen” anlamına gelen kibernetes sözcüğünden geliyor (Cavallaro’nun yazısı Senem Demiralp tarafından Doğu Batı dergisinin Dijital Çağ sayısında yayımlanmıştır). Wiener bu eserinde insan bedeninin mevcut formunu makine tarihinin dört aşamasından biri olarak ele alır: golemik dönem (teknoloji öncesi dönem), saat çağı (17’nci ve 18’inci yüzyıl), buhar çağı (geç 18’inci ve 19’uncu yüzyıl) ve iletişim ve kontrol çağı (sibernetik çağ). Bu çağların hepsi belli bir fiziksel organizma biçimine tekabül eder. İlki çamurdan yapılmış etten beden, ikincisi bir saat düzeneği olarak beden, üçüncüsü ısı motoru olarak beden ve sonuncusu elektronik bir sistem olarak beden. Bedenin evrimini makinenin tarihsel evriminin aldığı fiziksel form olarak düşünen sibernetik, kuşkusuz transhümanist “ütopyanın” -kimilerine göre distopyanın- temelinde yer almaktadır.
Ancak O’Connell’a göre kati bir zihin-beden ayrımına dayanan ve bedeni hastalık, ölüm gibi “düşkünlüklerle”, zihni ise yaratım ve yenilikle ilişkilendiren bu tutumun daha kadim ve teolojik kökenleri var. Hristiyan-Yahudi dini geleneğinde, bilhassa Gnostiklerde bedenin zihin karşısında kontrol edilmesi, dürtüleri dizginlenmesi gereken düşkün bir maddi teşekkül oluşu vakidir. O’Connell, transhümanistlerin beden algısının bu teolojik geleneğin izlerini taşıdığını düşünür.

Kutsal semalardan Mars kolonilerine

Pekâlâ, transhümanist olarak tanımlanabilecek olan Elon Musk ve eşi Grimes’ın çocuklarına verdikleri X Æ A-12 adı bu makine olma arzusunu çağrıştırıyor. İnsandan çok robot adına benzeyen bu sayısal ifadeler ve kısaltmalar öbeği yapay zekâyı, matematiksel bilinmeyen faktörü içermeleri itibarıyla enformasyona veya veriye indirgenmiş bir yaşam tahayyülünü yansıtıyor. Ayrıca çiftin en sevdiği “makine” SR-17 maddi formun aşılması idealini yansıtıyor. Maddiyatından sıyrılma, teolojik anlamda bedenin düşkün arzu ve dürtülerinden, nefs’ten kurtularak uhrevileşmesi aynı zamanda, tevekkeli isim baş melek üzerinden dini bir çağrışımla sona eriyor. Teolojik cennet tahayyülü genelde ruhun canlı bedenin hapishanesinden kurtularak ruhani bir boyutta yaşamaya devam etmesine dayanır. Melek figürü de keza bedenin boyunduruğunda olmayan, onun kısıtlamalarına maruz olmayan üstün bir yaşam formudur. Transhümanist ütopya da belli ki ölüme mahkûm bedenden kurtulma anlamında bu cennet tahayyülünü muhafaza eder. Bu defa cennet ölümden-sonra ruhun iyi ihtimalle göç edeceği semada değil, insanın kendi elinden çıkma teknolojilerle bizzat inşa ettiği hava araçlarıyla göçeceği semadadır. Elon Musk’ın Mars’ta koloni kurma projesini anımsayalım. Ne de olsa yeryüzü, tıpkı etten beden gibi, insan aklının sonsuz kapasitelerinin ve bir enformasyon olarak yaşamın bedenden-üstün formlarda idamesinin önündeki engeldir. Çamurdan yapılma bedenin malzemesi olan, böylece insanın hayvan olarak evrimsel mirasını temsil eden yeryüzünü dış uzaya açılmak üzere terk etmek, ruhun cennet-semaya ulaşmak üzere bedenin yoksunluğundan kurtulmasına benzer.

Gelecek hâlâ insanın sırtında yükseliyor

Elon Musk’ın insan-dışı olanın etkinliği yüzünden insani üretimin durdurulmasından neden rahatsız olduğunu, insanlığın geleceğini inşa ettiğini düşündüğü Tesla fabrikalarının bunca yeryüzüne ait bir ajan, ileri kapitalist insanın ölüm karşısındaki acziyetini temsil eden bir virüs tarafından kapalı tutulmasını neden kabul edemediğini anlamak zor değil.

Şimdi Silikon Vadisi’ndeki CEO’lar ne yapıyordur acaba diye sormuştu geçenlerde bir arkadaşım. Hepsi ne yapıyor bilemeyiz elbette ama Elon Musk ve Grimes’ın birbirlerine Decameron-vari hikâyeler anlatmak üzere sığınaklarına çekilmekle kalmadığı ortada. Onlar yeryüzünün ve bedenin tozunu ve kirini ve dahi ölüm ve hastalık karşısında insanın kırılganlığını gösteren bu ajanın Tesla’da geleceği inşa etmelerine mâni olmasına izin vermemeye kararlı. Bunun için gereken işgücünün ise hâlâ makine değil ölüm riskiyle karşı karşıya olan kanlı canlı beden olması manidar.  

Öznur Karakaş
Yazar

Benzer Yazılar

Esenlik, teknolojinin ve tüketimin merkezinde

Ad Hoc

Büyümeyen çocuklar, ölmeyen yaşlılar

Ad Hoc

Home office ve dijital teknoloji

Ad Hoc