Manşet Tematik

Ya sev ya da terk et: Bedensiz varoluşlar

Ernest Becker, 1974 yılında yayınladığı sosyal antropoloji çalışması The Denial of Death’te kültürümüzü oluşturan temel faktörün -kimi zaman yıkıcı kimi zaman yaratıcı biçimde kendini ortaya koyan- ölümlülüğe yönelik tepkilerimiz olduğunu öne sürmüştü. Elbette, transhümanizm bugünkü itibarlı teorik konumuna; ölümsüzlük üzerine geliştirilen teknolojiler şimdiki medyatik statüsüne, insanın fiziksel varoluşunu geride bırakmayı vaat eden girişimlerin yatırımcılardan gördüğü cömert bağışlar dehşetengiz büyüklüğüne evrilmemişti henüz.

Bugün yaşam ve ölüm arasında farklı bir hikâye dönüyor: “3,5 milyar yıl önce, bir çamur havuzunda, bir molekülün kendini kopyalayıp dünya üzerindeki tüm yaşamsal organizmaların ilk atası haline gelmesiyle başladı (insanın hikâyesi – Ç.N.). 4 milyon yıl önce, beyin hacimlerinin insan türünü oluşturacak şekilde genişlemesiyle başladı. 50 bin yıl önce Homo sapiens sapiens’in ortaya çıkmasıyla başladı. 10 bin yıl önce medeniyetin, 500 yıl önce matbaanın, 50 yıl önce bilgisayarın icat edilmesiyle başladı. 30 yıldan daha az bir süre içindeyse, hepsi tamamen yok olacak.” Skype’ın kurucularından Ukraynalı bilgisayar programcısı Jaan Tallinn’in Staring into the Singularity makalesini başlatan bu sözler yapay zekâ çalışmalarının gelişimiyle, insan zihninin makinelerle birleşerek ölümsüzlüğe erişme olasılığının özeti niteliğinde.

Bu olasılık bedenin reddine, bedensiz bir varoluşu inşa etmeye dayanıyor. Batılı düşünüşün konfor
alanıdır hiyerarşik dualiteler. Kadın ve erkek, özne ve nesne, doğa ve kültür gibi kutupları birbirinden koparan ayrımlar zincirinde felsefi egzersizin en kadim olanlarından biridir zihin ve beden ayrımı. Bu kurguda beden aşağıda, hayvansal statüdedir; her şeyden önce de ölümün ve sonlu varoluşun, aşılması gerekenin alanıdır. Bugün zihin ve bedeni ayıran sınırlar, ayrımı muğlaklaştıran teknolojik bir arzu mimarlığının emrinde.

Tekno-beden mümkün mü?

Bedeni aşma kurguları epey edebi bir soy ağacına sahip. Frankenstein’dan Pinokyo’ya, Siborg Manifestosu’ndan Bulut Atlas’a pek çok eser biyopolitikayı feminizmle, insanı insan olmayanla, sürrealizmi bilimle bir araya getirerek teknolojinin açtığı yeni ufuklarda bedenin inorganik, ölümsüz ya da geri dönüştürülebilir olduğu senaryolar yarattı. Transcendence’ta ise bedene gerek bile yoktu.

Elbette gerçek dünya farklı kurallar üzerinden işliyor. Gerçek dünyadaki bedensiz varoluş senaryoları bilimsellik ve mistisizm kutupları arasında öylesine gidip geliyor ki, dünyanın en saygın kurumlarından MIT bile seçeceği konuma dair kararsız kalabiliyor. MIT Media Lab, beyin ölümü gerçekleştikten sonra zihni bilgisayara yükleyerek bilgilerini muhafaza etme vaadiyle tanınan Nectome’la gerçekleştirdiği işbirliğini geçtiğimiz yıl sonlandırdı. Zira zihni ve hafızaları muhafaza edebilmek için hangi tür biyomoleküllerin muhafaza edilmesi gerektiği henüz tam olarak bilinemiyordu. Bu bilinmeden de muhafaza için ne tür tekniklerin kullanılması gerektiğini kestirmek güçtü.

Yani, bilimsel bir soru vardı ortada: Bir sinir ağını oluşturan tüm moleküllerin kimliğini ve lokasyonunu tanımlayabilecek ya da ölçümleyebilecek metodoloji mevcut değildi. Bir diğer güçlükse, henüz bilinci doğrudan ölçümleyecek ya da yaratacak koşullara sahip olmamamız. Bu sınırlar dikkate alındığında da bir bilgisayarın ya da simülasyonun bilinçli olduğuna karar verebilmek mümkün değil. Günün birinde yeterince iyi detaylandırılmış bir biyomoleküler haritayla, bilgisayar ya da simülasyon olarak mükemmel bir sinir ağı yaratabiliriz. Bununla birlikte, bu sinir ağı insan beyni boyutlarına ulaşsa bile, nasıl bir his yaratacağını hangi yollarla belirleyebileceğimizi bilemiyoruz. Ki bu son neden de nörobilimciler dahil herkesin çözülemez olduğuna inandığı “bilincin en zor problemi”.

Yine de değişen yalnızca yaklaşımlarda, fikirse uzun yıllardır cazibesini koruyor. Nectome’un bekleme listesinde 25 kişi mevcut bugün. Arizona kökenli lcor Life Extension Foundation ise sıvı nitrojen içinde muhafaza ettiği 150 “bedene” sahip ki bu bedenlerden biri de beyzbol efsanesi Ted Williams’a ait. 21st Century Medicine ise muhafaza yöntemlerinde mumyalama ve dondurma tekniklerini birleştirerek etkili sonuçlar elde edebilmiş şirketler arasında. Her hâlükârda zihni, bağımlı olduğu habitatı bedenden özgürleştirecek sürecin ilk adımı beynin nörolojik yapısına yönelik kapsamlı bir şifre çözücü geliştirmekten oluşuyor.

Benzer Yazılar

“Milyoner olursak Sulukule’yi eski haline getiririz”

Ad Hoc

Evin bilinçdışı ve bilinçdışındaki ‘ev’

Burcu Şahin

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc