Teknoloji

Yaşamımızdaki medikal fizik

Yaşamımızdaki medikal fizik

Hastalıkların teşhis ve tedavisi için tıp alanının iyonlaştırıcı radyasyonun kullanıldığı tıbbi cihazlara bağımlılığı her geçen yıl artmaya devam ediyor. Tıp alanında, hastalıkların teşhisi ve tedavisi amacıyla büyük oranda iyonlaştırıcı radyasyonun kullanıldığı bilim dalına medikal fizik denir. Hastalıkların teşhisi ve tedavisi amacıyla hastaya en düşük iyonlaştırıcı radyasyon dozunun verilip en iyi sonucun alınmasının sağlanması, hastanelerin medikal fizik alanlarındaki en önemli olgulardan birisidir. Bu nedenle, hastalığın teşhisi ya da tedavisi amacıyla daha da düşük radyasyon dozunun kullanılarak en iyi sonucun elde edilmesi amacıyla bilimsel çalışmalar günbegün artıyor ve bu çalışmalar sonucunda da yeni tıbbi cihazlar ve bu cihazlarla kullanılan yeni yöntemler medikal fizik alanlarında yerlerini alıyor. Bununla birlikte, medikal fizik alanlarındaki diğer önemli olgular ise radyasyondan korunma ve radyasyon güvenliğidir. Bir önceki yazımda, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (IAEA) verilerine göre dünya genelinde yapay radyasyon kaynaklarından dolayı maruz kaldığımız iyonlaştırıcı radyasyonun oransal değerinin en fazla olduğu alanın, teşhis ve tedavi amacıyla hastanelerin medikal fizik alanı olduğuna değinmiştim. Bu yazımda da, medikal fiziğin çalışma alanlarına, bu alanlarda kullanılan tıbbi cihazlara, bu cihazlarda ve alanlarda kullanılan yapay radyasyon kaynaklarına, ülkemizde tıp alanındaki iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile çalışmalardaki durumumuza ve bu alanlarda dikkat etmemiz gereken radyasyon güvenliği ve radyasyondan korunma ile ilgili bilgilere değineceğim.

Medikal fiziğin çalışma alanları

Tıp alanında hastalıkların iyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak teşhisi ve tedavisi yöntemleri 1895 yılında Wilhelm Conrad Röntgen’in X-ışınlarını keşfinden kısa bir süre sonra başladı: bu yöntemlerin kullanıldığı cihazlar tüm dünyada yaygın bir kullanım alanı buldu ve bu kullanım alanlarına da medikal fizik alanı ismi verildi. Teknolojik gelişmelere paralel olarak bu alanlarda teşhis ve tedavi amacıyla kullanılan cihazlar ve yöntemlerde de çok fazla artış meydana geldi yıllar içinde. Medikal fiziğin çalışma alanları, radyoloji, nükleer tıp ve radyasyon onkolojisi alanlarıdır. Gelin şimdi bu alanlarda kullanılan cihazlar ve yöntemlere çok fazla ayrıntıya girmeden aşağıdaki gibi sırayla bir göz atalım.

Radyoloji

X-ışınlarının keşfinden sonra modern tıp alanında iyonlaştırıcı radyasyonun ilk kullanıldığı tıbbi görüntüleme cihazları röntgen (radyografi) cihazları olup teknolojideki gelişmelerle birlikte zaman içerisinde geliştirilen yeni yöntem ve tekniklerin kullanıldığı bu cihazlar radyoloji alanını oluşturmuştur. Radyoloji alanında kullanılan cihazlar ile genellikle kemik kırıkları, diş gibi sert dokularla akciğer gibi organlardaki lezyonların (bu dokulardaki hastalıkların) teşhisi (tanısı) gerçekleştiriliyor; yani, hastanın vücudunun tamamının ya da belirli bir iç bölgesinin iki ya da üç boyutlu görüntüleri elde ediliyor. Yapay iyonlaştırıcı radyasyonun kullanılması sonucunda bu görüntülerin elde edilmesi amacıyla kullanılan bazı yöntemlerde de kontrast maddeler kullanılılıyor. Günümüzde radyoloji alanında kullanılan cihazlar, konvansiyonel röntgen, mobil röntgen, mamografi, bilgisayarlı tomografi, anjiyografi, floroskopi, kemik mineral dansitometre, manyetik rezonans görüntüleme (EMAR ya da MRI), ultrasonografi ve doppler gibi tıbbi görüntüleme cihazlarıdır. Bu cihazlardan EMAR, ultrasonografi ve doppler cihazları dışındaki cihazlarda yapay iyonlaştırıcı radyasyon olarak X-ışınları kullanılır. EMAR cihazından görüntü elde edilmesinde ise iyonlaştırıcı radyasyon olmayan radyo frekansları kullanılır. Bu yöntemde, büyük bir mıknatıs içerisine yerleştirilen canlı vücudun herhangi bir düzleminin (bölümünün) görüntüsünün elde edilebilmesi için radyofrekans (RF) dalgaları ile gönderilen iyonlaştırıcı olmayan radyasyon enerjisinin vücudun hedef olmayan bölgesinden yansımaları bilgisayar teknolojisi kullanılarak işlenir. Bu işlemde, hücre sıvısı ve lipitler içerisindeki hidrojen atomunun çekirdek yoğunluğunun dağılımı ile hidrojen çekirdeğinin hareketleri ile ilgili parametreler kullanılır. Ultrasonografi ve doppler cihazlarında ise, insan kulağının işitemeyeceği şiddetlerde yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılarak vücudun iç bölgelerinin görüntüleri elde edilir. Radyoloji alanında iyonlaştırıcı X-ışını radyasyonun kullanılmasıyla gerçekleştirilen çekimlerde kullanılan cihazlardan Röntgen cihazından, X-ışınının vücut dokularından geçerken dokuların özelliklerine göre enerjisini kaybetmesi sonucunda canlı vücut bölgesinin değişik gri tonlarda iki boyutlu görüntüsü elde edilir. Bu alanda kullanılan eski cihazlarda direk görüntü filme çekilirken (analog röntgen cihazı) günümüzde bu cihazların dedektörleri sayesinde çekilen görüntüler dijital olarak doğrudan bilgisayara aktarılır. Bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarında da vücudun herhangi bir bölgesinin kesitsel görüntülerinin elde edilebilmesi amacıyla X-ışınları kullanılır. Bu cihazda röntgen cihazından farklı olarak, hastanın hem iki boyutlu hem de üç boyutlu görüntüleri oluşturulur. BT cihazında, hasta masasının cihazın gantry adı verilen kısmındaki açıklığa sokulması, hasta etrafında çekim esnasında 360 derece dönüş hareketi yapan gantry boyunca belirli açılarda dizilmiş X-ışını tüplerinden çıkan X-ışınlarının hastanın dokularından geçerek dedektörlerde elde edilen verilerin bilgisayar ortamında işlenmesiyle, dokuların birbiri ardı sıra kesitsel görüntüleri elde edilir. Elde edilen görüntülerin bilgisayar ortamında yapılandırılmasıyla hastanın vücut bölgesinin üç boyutlu görüntüleri de elde edilebilir. Radyoloji alanında kullanılan bir diğer cihaz ise floroskopi cihazıdır. Bu cihazda da X-ışınları kullanılır fakat röntgen cihazlarında kullanılan X-ışını dozlarından daha düşük dozlar kullanılır ama bu yöntemde sürekli olarak görüntü alınması gerektiği için sürekli olarak hedef bölge düşük dozlarda X-ışınına maruz bırakılır. Mide görüntüleme, anjiyo, kemiğe çivi çakılması ve kalp pili takılması gibi operasyonlarda floroskopi cihazı yaygın bir biçimde kullanılır. Bu yöntemde de iç organların çalışmasını daha iyi gösteren, hedef organa göre de değişiklik gösteren baryum ve iyot gibi adına kontrast madde adı verilen maddeler kullanılabilmektedir. Kısaca özetleyecek olursak, konvansiyonel röntgende (radyografi) vücut dokularının fotoğrafı çekilirken floroskopi cihazında ise vücudun videosu çekilir. Kemik mineral densitometre cihazında da iyonlaştırıcı radyasyon olarak farklı dalga boylarında X-ışınları kullanılır. Bu cihazlarda kullanılan farklı dalga boylarındaki X-ışınları yardımı ile kemikteki mineral madde miktarı ve yoğunluğu belirlenerek kemik erimesi hastalığının teşhisi gerçekleştirilip bu hastalığın zaman içerisindeki gelişimi izlenir. Tıp alanında kullanılan anjiyografi sistemlerinde de X-ışınları kullanılır. Bu yöntemde, hastanın vücudunda bulunan tüm damar sistemindeki istenilen damar içerisine kateter ismi verilen özel yapılmış ince bir tüp sistemi ile kontrast maddenin verilmesi esnasında damarın seri bir biçimde görüntüsü alınarak damarlarla ilgili hastalığa teşhis gerçekleştirilebiliyor. Radyoloji alanında meme röntgen filminin çekildiği cihaza, mamografi cihazı adı verilir. Bu cihazlarda, düşük dozlarda X-ışınları kullanılarak, memedeki muayene ile belirlenemeyen çok küçük anormalliklerin teşhisi amacıyla, hiçbir iğne ya da ilaç kullanmadan memeye ait iki boyutlu ya da üç boyutlu görüntüler elde edilir. Bunlara ek olarak, diş çekimlerinde kullanılan panoramik diş röntgeni çekimlerinde diğer röntgen cihazlarında olduğu gibi iyonlaştırıcı X-ışını kullanılarak hastanın tüm ağzının tek bir görüntü üzerine sığdırılması sağlanır. Böylece hastanın alt ve üst çenesinde bulunan tüm dişlerin görüntüsü dijital ortama aktarılır. Hastanelerde kullanılan bir diğer röntgen cihazı mobil röntgen cihazlarıdır (dijital taşınabilir (portable) röntgen cihazı) ve bu cihazların çalışma prensibi de röntgen cihazı ile aynı olup (bu cihazlarda da iyonlaştırıcı radyasyon olarak X-ışını kullanılır) röntgen cihazının hastaya götürülmesi gerekli olduğu tüm durumlarda kullanılır.

Nükleer tıp

Medikal fiziğin bir diğer alanı olan nükleer tıp, hem vücuda teşhis koymak hem de hastalığı tedavi etmek amacıyla radyoaktif maddelerin (radyonüklid) kullanıldığı bir alan. Nükleer tıp alanında, kalp, böbrek, akciğer, beyin ve tiroid gibi organların işlevini ve yapısını teşhis etmek için radyonüklidler ile farklı görüntüleme ilaçları (radyofarmasötik) ve farklı özelliklere sahip kameralar (gama kamera ve PET-BT gibi) kullanılır. Bunlara ek olarak, spesifik organlarda, kemiklerde veya dokularda lokalize olan maddeleri teşhis etmek ve tiroid hastalığı gibi bazı hastalıkları tedavi etmek için nispeten az miktarda hastaya damar yoluyla, ağız yoluyla sıvıyla ya da solunum yoluyla solutarak verilmek suretiyle radyonüklidler kullanılır. Nükleer tıp alanında, hastalığın teşhisi amacıyla yaygın olarak Teknesyum-99m (99m Tc), Flor-18 (FDG), Galyum-68 (68Ga) gibi yarı ömürleri küçük olan radyonüklidler kullanılır. Örnek vermek gerekirse, teknesyumun yarı ömrü yaklaşık olarak 6 saat (6,02 saat), FDG’ nin yarı ömrü yaklaşık olarak 2 saat (109,8 dakika) ve galyumun yarı ömrü yaklaşık olarak 68 (67,71 dakika) dakikadır. Teknesyum radyonüklidi sintigrafi çekimlerinde (gama kamera ve SPECT cihazlarıyla gerçekleştirilen görüntüleme işlemlerinde) hastaya damar yolundan, solunum yolundan ya da ağız yoluyla verilirken FDG ve Galyum-68 radyonüklidleri ise PET-CT çekimlerinde hastaya damar yoluyla verilerek görüntü elde edilmesi sağlanır. Bununla birlikte, sintigrafi çekimlerinde hedef organa radyonüklidin tutulumunun sağlanması amacıyla soğuk kit olarak da adlandırılan belirli kimyasallara teknesyum radyonüklidi ilave edilerek radyofarmasötik adı verilen karışım hazırlanır. Bu radyofarmasötiklerin damar yoluyla hastaya verilmesi sonucunda, hastanın hedef bölgesine radyonüklidin tutulumu sağlanarak bu bölgenin iki boyutlu görüntüleri elde edilir ve bu bölgedeki doku ya da organların yapısal ve işlevsel özellikleri teşhis edilebilir. Bunlara ek olarak, tiroid CA (tiroid kanseri) ve tiroid bozukluğu (hipertiroid) tedavisi amacıyla yarı ömrü yaklaşık olarak 8 gün (8,02 gün) olan iyot-131 (131I) kullanılır. Radyoloji alanında kullanılan cihazlar ile hasta iyonlaştırıcı radyasyona maruz bırakılıp hastanın hedef bölgesinin görüntüsü elde edilirken, nükleer tıp alanındaki cihazlarda bulunan dedektörler yardımıyla hastanın vücudundan yayılan radyasyonun tespit edilmesi sonucunda elde edilen verilerin bilgisayar sisteminde görüntüye dönüştürülmesi sağlanır. Yani, radyoloji alanında bulunan cihazlar iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı iken, nükleer tıp alanında iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı hastanın kendisidir. Nükleer tıp alanda kullanılan cihazlar ise gama kamera, PET (pozitron yayılım tomografisi), PET-CT (hem PET hem de CT cihazının görüntü elde edilmesi amacıyla birlikte kullanıldığı sistem), SPECT (tek foton yayılım bilgisayarlı tomografi), SPECT-CT ( hem SPECT hem de CT cihazının görüntü elde edilebilmesi amacıyla birlikte kullanıldığı sistem) cihazlarıdır. Günümüzde nükleer tıp alanında en sık kullanılan cihazlar gama kameralar ile PET-CT cihazlarıdır. Gama kameralar yardımıyla gerçekleştirilen sintigrafi çekimlerinde hastanın iki boyutlu görüntüleri elde edilir. PET-CT cihazı yardımıyla ise hastanın iki ve üç boyutlu hem PET hem de CT görüntüleri elde edilir ve bu görüntülerin üst üste bindirilmesi yoluyla da hastanın füzyon görüntü adı verilen görüntüsü elde edilir.

Radyoterapi

Medikal fiziğin bir diğer alt kolu olan Radyasyon onkolojisi alanında ise, hastanın önceden tespit edilmiş hedef bölgesinin (kanserli doku) yüksek enerjili iyonlaştırıcı radyasyona maruz bırakılarak tedavi edilmesi amaçlanır. Bu tedavi esnasında da hedef tümör (kanserli) bölgenin etrafındaki dokuları tahrip etmeden ya da en az tahribata neden olarak kanserli bölgenin tedavi edilmesi amaçlanır. Radyasyon onkolojisi alanında, dıştan (radyoterapi) ve yakından (brakiterapi) olmak üzere iki tip tedavi yöntemi mevcuttur. Radyoterapi alanında en yaygın kullanılan cihazlar kobalt-60, lineer hızlandırıcı (LINAC), gamma knife ve cyberknife gibi cihazlardır. Bu cihazlardan çıkan iyonlaştırıcı radyasyon dışardan hastaya maruz bırakılarak kanserli bölgenin tedavi edilmesi amaçlanır. Brakiterapi alanında ise, radyasyon kaynağının hastanın tümörlü bölgesinin yakın bir yerine, içine ya da doğal vücut boşluğuna yerleştirilmesi yoluyla kanserli bölgenin iyonlaştırıcı radyasyona maruz bırakılarak hastalığın tedavi edilmesi amaçlanır. Brakiterapide tedavi amacıyla iki yöntem mevcuttur. Bunlar, tümör ya da tümörlü bölge içerisine yerleştirilen iğne ya da tüp içine radyoaktif madde konulması yoluyla gerçekleştirilen interstisyer tedavi ve radyoaktif kaynağın hastanın vücut boşluğuna yerleştirilmesi yoluyla kanserli bölgenin (tümör) iyonlaştırıcı radyasyona maruz bırakılmasını amaçlayan intrakavitar tedavidir. X-ışınlarının keşfinden kısa bir süre sonra ülkemizde de dünyadaki gelişmelere paralel aynı yıllar içerisinde X-ışınları üreten yapay radyasyon kaynağı (X-ışını tüpü) kullanılarak görüntü elde edilmesi başarılmış ve Kurtuluş Savaşı ve 1. Dünya Savaşı sırasında ilk röntgen cihazlarımız cephelerde hastalıkların teşhisi amacıyla kullanılmıştır. Daha sonraki yıllarda, teknolojinin gelişmesiyle hızlı bir şekilde gelişen bu alandaki yenilikler neredeyse aynı zaman dilimlerinde ülkemizde de yerini bulmuştur. Günümüzde ise, dünya genelinde bu alandaki en yeni teknolojilere sahip cihazlar ve bu cihazlarla uygulanan yöntemler ülkemizde de yerini aldı. Hatta bu alanda neredeyse teknolojik cihazlar ile dünyadaki en iyi hastanelerle yarışır hale gelmiş bulunuyoruz. Bununla birlikte, günümüzde bir 50 yıl, hatta bir 10 yıl öncesine göre, bu alanda çalışan personellerin de bilgi düzeylerinde çok fazla gelişme ve ilerleme yaşandığını düşünüyorum. Gerek kurum içi gerek kurum dışı eğitimlerdeki gelişmeler, gerek üniversitelerdeki gelişmeler kişilerin bu alanlardaki çalışmalarında geçmişe göre daha duyarlı ve daha bilgili bir şekilde çalışmalarına neden olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte, hâlâ medikal fizik alanında birçok eksiğimiz olduğunu düşünüyorum ama ilerleyen yıllarda bu alandaki çalışmaların en doğru şekilde uluslararası standartlara daha da uygun bir hale gelerek devam edeceğini düşünüyorum.

Kurşun önlüklerden radyasyon geçirmez duvarlara güvenlik olgusu

Ülkemiz sınırları içerisinde Sağlık Bakanlığı bünyesinde uluslararası standartlara sahip teşhis ve tedavi amaçlı radyasyon uygulamalarında, radyasyon tesislerinde ve radyasyon faaliyetlerinde radyasyonla çalışanların, halkın ve çevrenin radyasyondan korunması, radyasyon kaynaklarının güvenliği ve radyoaktif kaynakların emniyeti oldukça önemli bir konudur. Bu nedenle, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) 13 Temmuz 1982 tarihli 17753 sayılı Resmi gazetede yayınlanan 2690 sayılı kanununa göre, TAEK görev ve yetkileri doğrultusunda radyasyon güvenliği yönetmeliği hazırlandı ve radyasyonla ilgili ülkemizde de uluslararası standartlara uygun olarak yukarıda bahsedilen alanlarda bu yönetmeliğe göre kuralların uygulanması zorunlu hale getirildi. Daha sonra, 2 Temmuz 2018 tarihli 702 numaralı kanun hükmünde kararname ile TAEK’in bu görev ve yetkileri Nükleer Düzenleme Kurumuna devredildi. Radyasyondan korunmada en önemli olgular, zaman, mesafe, zırhlama ve kişisel korunma giysileridir. Bu alanlarda, hastanın ya da çalışan personelin iyonlaştırıcı radyasyona maruz kaldığı süre ne kadar artarsa iyonlaştırıcı radyasyona maruziyette de artış meydana gelir. Bu nedenle çalışan personelin bu alanlarda çalışırken hızlı ve dikkatli bir şekilde çalışması gerekir. Bununla birlikte, hastanın da en az radyasyona maruz bırakılarak en kaliteli görüntü alınması bu alanlardaki en önemli olgudur ki bu alanlardaki görüntü elde edilmesi amacıyla gerçekleştirilen çekimlerdeki yöntemlerin çoğu bu olguyu birinci öncelik alarak hazırlandı. Örnek vermek gerekirse, hastalara bu alanlarda tedavi için uygulanması gereken yüksek dozlardaki iyonlaştırıcı radyasyon dozları (özellikle radyoterapi alanında), hastalara bölünerek farklı günlerde verilir. Radyasyondan korunmadaki ikinci önemli olgu ise mesafedir. İyonlaştırıcı radyasyon kaynağına ne kadar yakın olursak o kadar fazla iyonlaştırıcı radyasyon dozuna maruz kalırız. Bu nedenle, çalışan personelin radyasyon kaynaklarından mümkün olduğunca uzak durarak çalışmaları gerekir. Üçüncü önemli olgu ise zırhlamadır. Radyasyondan korunma amacıyla, TAEK kararlarıma göre, medikal fizik alanındaki cihazların bulunduğu odaların duvarlarını kurşun ya da iyonlaştırıcı radyasyonun odanın dışına çıkamayacağı kadar kalın duvar ve o odaların gözetlenmesinde kullanılan camların kurşundan yapılması sağlanıyor. Gerekli lisanslar da ilgili kuruluşlara bu şekilde veriliyor. Bu lisanslama sürecinin ülkemizde eksiksiz ilerlediğini söyleyebilirim. Dördüncü önemli olgu ise, çalışan personelin ve hastanın kişisel koruyucu giysiler kullanmasıdır. Radyasyondan korunmada, çalışan personelin bu alanlarda kesinlikle kurşun önlük, kurşun gözlük, tiroid koruyucu ve gonad koruyucuyu kullanmaları gerekir.

Hastanın da çekim yapılacak bölge dışındaki vücut bölgelerinin kurşun giysilerle örtülmesi sağlanmalıdır. Örnek vermek gerekirse, bir panoramik diş çekimi için hastanın kurşun önlük ve tiroid koruyucu giysilerini giymiş olması gerekir ki bu çekim esnasında baş bölgesi dışındaki diğer bölgeleri iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmamasını sağlar. Radyasyon güvenliğindeki en önemli olgular ise, personel güvenliği, hasta güvenliği, toplum güvenliği ve çevre güvenlidir. İyonlaştırıcı radyasyonla çalışılan alanlarda, personelin kesinlikle kişisel dozimetresini (iyonlaştırıcı radyasyon dozu ölçen cihaz) takması zorunludur. Bununla birlikte, bu alanlarda çalışırken kişisel korunma giysilerini giymesi ve radyasyondan korunma kurallarına göre çalışması gerekir. Hasta güvenliği içinde, radyasyondan korunma kurallarının aynen uygulanması sağlanarak hastanın hedef organının teşhisi ya da tedavisi esnasında hastaya en az iyonlaştırıcı radyasyonu verirken en iyi sonucun alınması sağlanmalıdır. Medikal fizik alanındaki radyasyon alanlarının duvarlarının zırhlanması, lavabo ve tuvalet atık borularının normal kanalizasyon borularına bağlı olmaması gerekir. Bununla birlikte, özellikle nükleer tıp alanında vücuduna damar yoluyla iyonlaştırıcı radyasyon verilen hastaların gözetimli alanlarda belirli süre tutulduktan sonra gerekli bilgilendirmelerin yapılmasından sonra toplum içine çıkmalarının sağlanması gibi olgular toplum ve çevre güvenliği için çok önemlidir. Medikal fizik alanındaki gelişmeler teknolojideki gelişmelerle birlikte bundan sonra da artarak devam edecek. Bu alandaki en önemli gelişmelerin ise özellikle teşhis ya da tedavi amacıyla en iyi sonucun elde edilebilmesi esnasında hastaya en az zararın verilmesi üzerinde yoğunlaşacağını düşünüyorum. Kısaca, görmediğimiz, duymadığımız, hissetmediğimiz ışın ya da parçacıklar yaşamımızdaki alanların çoğunda bundan sonra da artarak daha da fazla yer alacak. Son birkaç yazımda, kararsız çekirdekler (radyoaktif çekirdek) ve bu çekirdeklerden çıkan ya da atom içerisinde oluşan iyonlaştırıcı radyasyondan bahsettim. Peki, bu kararsızlıktan sorumlu olan çekirdek kuvveti ne? Peki, 13,7 milyar yıl önce büyük patlama ile oluştuğunu düşündüğümüz evrenin bir arada durmasını sağlayan kuvvetler nedir? Evreni de, klasik fizikteki hareketli sistemleri dinamiğin temel prensibi ile açıkladığımız gibi tek bir denklem ile açıklayabilmek için günümüzde bilim dünyası ne gibi çalışmalar yapıyor? Bu soruların yanıtını arayacağımız diğer yazımda görüşmek üzere.

Kemal Fırat Oğuz

Öğretim Üyesi

 

Benzer Yazılar

Önyargının makine ve insan olarak portresi

Ad Hoc

Onurlu ölüm ve ötenazi hakları

Ad Hoc

“Büyük teknoloji mistik bir güç değil”

Ad Hoc