Ekonomi

Yeni Amerikan rüyası

ABD siyasetinin son iki yıl içinde yaşadığı dönüşümü takip etmek, komediyi siyasetten daha ciddiye alan herkes için ömürlük bir keyif olmalı. Hangi cenahın yönetimde olduğu fark etmeksizin yerginin on yıllardır Kuzey Amerika’daki en popüler adresi olan late night şovları gölgede bırakacak içerikler ve her biri kendine has bir hayran kitlesi oluşturmuş skeç serilerinin baş kişileriymiş izlenimi veren siyasi figürlerin maksimum görünürlük elde ettikleri bu dönem, hakkında konuştuğumuz dostlarımızın tabiriyle, katıksız bir “s..t show” demek herhalde abartı olmaz.

Bu tablonun ne denli absürt bir (teşbihte hata olmaz) şövale üzerinde durduğunu anlamak için büyük network’lerin prime-time sonrasındaki en büyük güçleri konumunda olan late night’larda dirsek çürüten yazarların, ülkenin değme hicivcileri olduğunu hatırlamak yeterli. Geçimini gündelik hayattaki türlü durumu kaşıyıp eşeleyerek ondan bir güldürü malzemesi çıkararak sağlayan ve bu konuda parmakla gösterilen kıymette insanların çabalarını nafile kılan bir histerik güldürü silsilesi…

ABD siyasi hayatının -başta bizzat 45’inci başkanı olmak üzere- adeta seri üretimine geçtiği, bu tabloya hizmet eden figürleri, hak ettikleri ilgiyi hatta belki de fazlasını görüyorlar medyada. Üstelik bu ilgi, söz konusu figürleri yalnızca komediyle hemhal olmuş programların değil; adlı adınca haber programlarının da gündemine en üst sıralardan yerleştirecek cinsten.

Burada isimleriyle anmasak da “performanslarına” bir kez olsun tanıklık etmiş herkesin gözleri önünde canlanan olağan şüpheliler bir yana; onların profilinden kıyasıya farklı, görece daha “ciddi” ve birleşik devletlerin toplumsal hayatı üzerinde orta ve uzun vadede çok daha anlamlı bir tesir bırakmaya namzet isimler de şu sırada gündemde kendilerine yer buluyorlar. Farklı kökenlerden gelen, farklı ilkleri gerçekleştirerek tarihe geçen fakat benzer ajandalara sahip olmalarıyla özel bir grup oluşturan bu isimlere yakından bakmadan evvel, ABD Kongresi’nin son dönemde yaşadığı köklü değişime odaklanıp sözünü ettiğimiz özel grubu bir anlamda “mümkün kılan” durumu ortaya koymakta fayda var.

Çeşitliliği artan bir kongre

Ocak ayında 116’ncısı toplanan ve ABD Temsilciler Meclisi ve Amerikan Senatosu’nun birleşiminden oluşan kongre, bu yıl gerçekleşen ara seçimlerde demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu almış olmaları itibarıyla iki kutuplu bir yapıya bürünmüş durumda zira senatoda çoğunluk hâlâ cumhuriyetçilerin. Kongreye daha geniş bir zaman aralığı özelinde bakıldığında, bundan çok daha önemli bir dinamikle karşılaşıyoruz.

Pew Research Center tarafından, CQ Roll, Brookings Institution ve Congressional Research Service verilerinden hareketle hazırlanan rakamlara bakalım ve altı ayrı veriyle ABD siyasetinin seyrinin değişmesinde de rol oynama potansiyeli olan değişimi görelim. Beyaz olmayanların (Siyahlar, Hispanikler, Asya-Pasifik kökenliler ve Kızılderilileri kapsıyor) Temsilciler Meclisi’ndeki görünürlüğünde son yıllarda önemli bir sıçrama kaydedilmiş durumda. Bu oran 1945’te yüzde 1’ken bugünkü mecliste yüzde 22’ye çıkmış durumda. Meclisin hâlâ ABD’deki köken çeşitliliğini tam anlamıyla temsil edebildiğini söylemek güç, zira beyaz olmayanlar halihazırda ülkenin yüzde 39’unu temsil ediyor.

Kadınlar da giderek daha çok yer buluyor kendilerine mecliste. 1990’lardan bu yana çok yavaş ama görece stabil bir yükselişin kaydedildiği bu alanda bugün yakalanan oran yüzde 24. Montanalı cumhuriyetçi Jeannette Rankin’in kongreye giren ilk kadın olarak kayıtlara geçmesinin üzerinden yaklaşık 100 yıl sonra bu başarıysa hâlâ reel hayatı yakalamaktan uzak zira ABD nüfusunun yüzde 51’i kadınlardan oluşuyor.

Bu kongrede göçmenler de önceki döneme göre daha fazla temsil ediliyor. Tarihin en yüksek seviyesinde olmasa da 116’ncı kongrenin yasa koyucuları arasında 14 göçmen var. Yurtdışında doğup ABD vatandaşı olanların oranıysa aslında yüzde 13,6. Ancak yine de kongrede yer alan isimlerin pek çoğunun akrabalık ilişkileri dolayısıyla bir göçmenle bağı var. Göçmen olan veya bir göçmenin çocuğu statüsünde olan isimlere bakıldığında yeni kongrenin yüzde 13’ünün göçmen/göçmenle akraba statüsünde olduğunu not etmekte fayda var.

Kongredeki ordu geçmişi olan üye sayısında da oldukça ciddi bir azalma söz konusu. Senatörlerin yüzde 19’unun, Temsilciler Meclisi üyelerininse yüzde 18’inin askeri geçmişe sahip olduğu yeni kongrede 70’lerde kaydedilen oranlar yüzde 70’ler seviyesindeydi.

Zaman içinde yükselen eğitim oranlarıyla da bağlantılı ve diğer değişimlere kıyasla daha doğal olarak, üniversite mezunlarının sayısı da yukarı yönlü kaydedilen değişimler arasında. Kongrenin yüzde 96’sı lisans ve üstü derecelerde eğitim geçmişine sahip.

Sonuncu ve belki de en dikkat çekici çeşitlilik istatistiğinin ardındaysa inanç var. 116’ncı kongredeki Hristiyanların sayısı 1961’den bu yana tarihteki en düşük seviyede. Hâlâ kongrenin yüzde 88’i Hristiyanlardan oluşuyorsa da Müslümanların da aralarında bulunduğu farklı dinlere mensup üyelerin sayısında önemli bir artış var. Hristiyanların ardından Museviler ve Mormonlar kongrede en fazla temsilci bulunduran inançlar.

Yeni yüzler, yeni ajandalar, yeni tartışmalar

Kongrenin demografisine yansıyan durum kaçınılmaz olarak ABD siyasetinin gündemini meşgul eden politikalara da tesir ediyor elbette. Hillary Clinton’ın Donald Trump’ın karşısındaki aday olmak için yendiği Vermont Senatörü Bernie Sanders’ın vaatleriyle birlikte popülaritesi artan demokratik sosyalizm bu politikaların birçoğunu kapsıyor.

İlk kez 1848’de Avrupa’da rastlanan hayaletin bizzat kendisi değil belki ama bir yakını, şimdilerde ABD civarında dolaşıyor gibi görünüyor. Bunu Donald Trump’ın, 5 Şubat tarihinde kongrede yaptığı ulusa sesleniş (State of the Union) konuşmasında da duymak mümkündü: “Bu akşam ahdimizi yineliyoruz: Amerika asla sosyalist bir ülke olmayacak.”

Soğuk Savaş’tan bu yana, burada alıntılanan tavrına aşina olduğumuz ABD’de, bugünlerde en çok tartışılan konular arasında herkes için sağlık sigortası, ücretsiz üniversite eğitimi, saatlik asgari ücretin 15 dolara yükseltilmesi gibi başlıklar var. Üstelik ABD toplumunun tamamı Trump’la pek de aynı ahde sahip değil gibi duruyor. NBC News ve Wall Street Journal’ın Şubat ayında gerçekleştirdikleri bir ankete göre seçmen kitlenin yüzde 18’i sosyalizm hakkında olumlu görüş bildirirken, katılımcıların yüzde 55’i de devletin, vatandaşlarının sorunlarının çözümünde daha aktif rol alması gerektiğini ifade ediyor.

Anlatılagelen arka planın üstünde yükselen üç yeni yüz, ABD siyasetinin takip eden yıllarda izleyeceği seyre ilişkin önemli ipuçları veriyor. Bir yıl içinde baristalıktan kongre üyeliğine yükselen 29 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez bu isimler arasında en dikkat çekeni. Time dergisi tarafından yılın en etkili 100 ismi arasında gösterilen Ocasio-Cortez özellikle milenyal sosyalistler için öncü konumunda bir figür. Demokrat Parti’nin Porto Riko asıllı temsilcisinin en çarpıcı hamlesi, adını Franklin D. Roosevelt’in Büyük Buhran sonrası hayata geçirdiği sosyal ve ekonomik reformları kapsayan New Deal programından alan Green New Deal’dı. Ocasio-Cortez’in Senatör Ed Markey’le birlikte hazırladığı programa açıklanır açıklanmaz Demokrat Parti’nin başkan adaylarının tamamı destek vermişti.

Dönüşümün etkili yüzlerinden bir diğeri de Rashida Tlaib. Michigan’ın kongredeki temsilcilerinden olan Tlaib, Trump yönetiminin en gür sesli protestocularından biri olarak tanınıyor. Tlaib Başkan Trump’ın görevi kötüye kullanma ve adaleti engelleme suçlarıyla görevden alınması gerektiğini düşünen isimlerden.
Tlaib ile birlikte ABD kongresine girmeyi başaran ilk Müslüman kadın olan Ilhan Omar’ı da unutmamalı. Aynı zamanda kongredeki ilk Filistin asıllı isim olan Omar’ın da ajandasında demokratik sosyalizm çatısı altında yer alan pek çok proje ve fikir var. Geçindirme maaşı (living wage), düşük maliyetli konut ve sağlık sigortası, öğrenci kredisi affı bu başlıklardan yalnızca birkaçı.

Yola Make America Great Again sloganı ve sayısız sağ yönelimli projeyle çıkan Donald Trump’ın Amerikası, Müslümanların ve kadınların etkin rol oynadığı, ABD siyasetinin tarihsel olarak en büyük düşmanı olarak görülen sosyalizme ait fikirlerle mücadele halinde. İnsan sormadan edemiyor, MAGA’dan nereye?
Kim bilir belki bir sonraki başkanlık seçiminden sonra burada anlatılanlar yine farklı komedi/haber programlarında yayınlanacak bir skeç serisinin senaryosunu oluşturur.

Benzer Yazılar

Yeşil ekonomiden sonra bir de mor ekonomiyi tanıyın

Ad Hoc

Hakikaten ekonomik kriz var mı?

Ad Hoc

Gazeteciliğin gardiyanlarının ütopik başarısını alkışlarken…

Ad Hoc