İnsan Manşet

Yeni sevdamız: Komplo teorileri

Toplumsal dilemmalar üzerine çalışan Sander van der Linden’in Psychology Today’de yayınlanan The Surprising Power of Conspiracy Theories makalesine göre, günümüzde net bir şekilde temellendirilmemiş bir komplo teorisi bile kolaylıkla destek bulabiliyor. Linden, küreselısınmanın bir kandırmaca olduğunu anlatan iki dakikalık kısa bir videoyu izlettiği gruptaki insanların küresel ısınmanın bilimsel bulgularını kabullenmeye, küresel ısınmayı önleyecek bir kampanyaya imza atmaya ya da gelecek 6 ayda bir hayır kurumuna bağışta bulunmaya daha az istekli hale geldiğini gözlemlemişti.

Araştırmacıya göre, komplo teorileri yalnızca bireyler üzerinde değil, toplumsal karar alma eğilimleri üzerinde de etkindi.

Republic of Lies: American Conspiracy Theorists and Their Surprising Rise to Power kitabının yazarı Anna Merlan’ın tanımıyla komplo teorileri genellikle toplum faydasına zarar vermek, iktidarı ele geçirmek ya da çok mühim bir bilginin yayılmasını önlemek için gizlilik içinde hareket eden az sayıda bazı insanların varlığına inanmak şeklinde ortaya çıkıyor. Uzaylılar dünyaya iniş yaptı ama bu kamudan gizleniyor mu? Güçlü elitler sınıfı yeni bir dünya düzeni kurmaya mı çalışıyor? Küresel ısınma bir kandırmaca mı? Aşılar aslında hükümetlerin kitlesel zihin kontrolü için giriştikleri bir tezgâh mı? Zenginler, dünya nüfusunu azaltmak için yoksulları ortadan kaldırmaya mı niyetleniyor? Sorular ve senaryolar değişiyor ancak eğlence, hakikatler ortaya çıktığında bile sürüyor.

Bizim sevgili yalanlarımız

Bugün Amerikalıların yarısından fazlası en az bir komplo teorisine inanıyor. Gazeteci Jesse Walker’ın The United States of Paranoia kitabında belirttiği gibi, kolonyal dönemlerden terörle savaş günlerine kadar ABD, köklü bir komplo teorisi tarihine sahip. Kızılderililerin şeytan tarafından yönlendirildiği, 1960’larda başlayan savaş karşıtı ya da feminist protestoların ülkeyi zayıflatmak için kurgulanan komünist senaryoların bir parçası olduğu, Ay’a hiçbir zaman gidilmediği, Clinton ailesinin 1990’lı yıllardan bu yana gizlice bir uyuşturucu kartelini yönettiği ya da eski başkan Obama’nın önerdiği sağlık politikalarının yaşlıların sağlık bakımını hak edip etmedikleri kararını bürokratlara vereceği iddiaları örneklerden yalnızca bir kaçı. 2016 başkanlık yarışında öne sürülen Pizzagate teorisini de ıskalamayalım. Komplo teorileri modern ulus-devletlerle, modern bilim ve ideolojilerle yaşıtlar; hatta The Flat Earth Society (dünyanın düz olduğuna inanan bir topluluk) 1800’lere kadar güçlü kalabilmişti. Ancak komplo teorilerinin son yıllarda altın çağlarını yaşadıkları bir gerçek.

George Soros, on yıllar boyunca komplo teorilerinin vazgeçilmez
başrolü oldu.

İki yıl önce Channel 4 News’e verdiği bir söyleşide George Soros üzerinde yoğunlaşan Avrupalı korku hikâyelerini anmıştı Sloven düşünür Slavoj Zizek. George Soros’un bir Yahudi olarak gizlice Araplarla işbirliği yaptığına ve Avrupa’nın Müslümanlar tarafından istilası için zemin hazırladığına yönelik giderek desteğini artıran komplo teorileriydi bunlar. Benzer teorilerin tarih boyunca iş başında olduğunu hatırlatan Zizek, bugünkü komplo teorilerinin farkını ortaya koymayı da ihmal etmiyordu. Bir zamanlar çılgın insanların ciddi konular konuşulduktan sonra bir barda gizlilik içinde birinin kulağına fısıldadığı bu söylemler, bugün kamusal söylemin bir parçasını oluşturmaya başlamıştı. Peki, neden şimdi? Ne oldu da komplo teorilerini bu kadar sever olduk?

Güven zemini çöktüğünde ilk adresimiz

Sigmund Freud, paranoyanın analitiğinden bahsederken eşinin kendisini aldattığını düşünen ve baktığı her yerde bu inancın bir yansımasını gören, somut delillerin bile aksini düşünmeye ikna edemediği bir adamı örnek olarak göstermişti. Freud, eşinin kendisini aldattığı ortaya çıksa bile, bu adamın paranoyak olduğu teşhisinin yerinde olduğunun altını çizmişti zira mesele bu düşüncelerin gerçeklikte bir karşılığa sahip olup olmadıkları değil, düşüncelerin kendisine yapılan duygusal yatırımdadır. Bireysel ya da kolektif olarak bu duygulara yaptığımız yatırımların artışı da içinde bulunduğumuz dönemlere ve koşullara göre değişiyor.

Kızılderililerin şeytan tarafından yönlendirildiğine uzun zaman inandı Amerikalılar.

Anna Merlan, kapandığımız ve içeride suçlayacak kimseyi bulamadığımız katı sınıf -belki buna yankı odalarını eklemek de doğru olacaktır- sisteminin etkin olduğuna inanıyor bu teorilerin yaygınlık kazanmasında. Gazetecinin öne sürdüğü bir diğer nedense, yüzbinlerce insanın demir kapıların ardında tek başlarına bırakıldığı düşüncesiyle, kendi hayatları üzerinde bile kontrol sahibi olamadıkları büyüsü bozulmuş bir güç rejiminde yaşadıklarına ikna olmaları. Sağlığımızı ve toplumsal huzurumuzu sağlayan güvenilir ağların çökmesi ve gücünü kimsenin kimseye güvenmediği bir medya düzeninden alan politik iklim de komplo teorilerinin kronikleşmesinde payına düşen rolü oynamaya devam ediyor. Tüm bu öğeler bir araya geldiğinde komplo teorileri de güçleniyor, senaryolarında yer alan kurgusal düşmanlar da, kişilerin onlar karşısındaki korunmasızlık hisleri de… Amerikan rüyasında ise farklı veçhelere bürünüyor bu teoriler. Medeni haklar hukukçusu Frank Donner’in 1980’li yıllarda belirttiği üzere, büyük toplumsal değişimler esnasında hortlayan komplo teorileri “olmak istediğimiz hayali bir toplum ve toplumun gerçek hali arasındaki farkı açığa çıkarıyor. Amerikalıların üstünlük iddiaları ve dünyaya yeni bir düzen armağan ettiğine inandıkları şifacılıkları bir yanda, kurumlarına olan güvenin sarsıldığı kırılgan bir ulus diğer yanda… İşte bu tezat toplumumuzun değerli ve kalıcı olduğuna dair ne kadar endişeli olduğumuzun bir göstergesi.”

Barack Obama ve Clintonlar Pizzagate ile komplo teorilerinde yer aldı.

Komplonun geleceği

Elbette komplo teorilerinin endamını en çok gösterdiği mecra dijital. Her yeni teknolojiyle birlikte toplumun dünyayı kavramasında yaşanan aksaklıklar, komplo teorisyenlerinin bu boşluğu manipüle etme girişimleriyle sonuçlanıyor. İnternet kültürü ve propaganda üzerine uzmanlaşmış Wired yazarı Emma Grey Ellis’in belirttiği gibi, internetin ilk kullanıcıları yüz yüze ya da telefonla iletişimi bilen bir nesildi. Bu neslin yerini yavaş yavaş emojileri, gif’leri ve daha birçok dijital stil objesini iletişimine dahil eden bir kuşak aldı. Bu gelişmeler aynı zamanda ortalıkta dolaşan bilgi ve mesajların artmasına; gerçekle ironi arasındaki farkın giderek ayırt edilememesine yol açtı. Gerçek komplo teorilerini kolektif mizahtan ayırmak zorlaşırken, yapay zekâ temelli teknolojilerin de gelişmesi belirsizliğe tuz biber ekti. İnternet yalnızca kanıksanmış komplo teorilerinin yayılmasını kolaylaştırmakla kalmıyor; bu teorilerin inandırıcılıklarını artıracak biçim ve içerikleri de yaratıyor. “Neyin gerçek neyin ‘fake’ olduğunu teyit edebilmek giderek güçleşecek. Makine öğrenmesiyle çalışan yeni teknolojiler videoları ve ses kayıtlarını, hiçbir zaman gerçekleşmemiş konuşma metinlerine ve görüntülere dönüşecek şekilde simüle edebilir. Bunların propagandacılar tarafından ünlüler, dünya liderleri ya da sade vatandaşlar hakkında yanlış bilgiler yaratmak için kullanılacağını tahmin etmek yarayıcı bir hayal gücü gerektirmiyor.”

Bugünlerde etki gücünü artırmış bir dijital güven krizi yaşadığımız bir gerçek. Bu krizse, mevcut teknolojilerden ziyade, geleneksel araçlarla çözülebilecek gibi duruyor. Bu araçlar ne mi? Elbette empati ve anlama yeteneği.

Benzer Yazılar

Mindfulness yeteri kadar devrimci mi?

Ad Hoc

Kepenk indiren dünya müzik hazineleri

Ad Hoc

Milenyum kuşağı ve üstün kalite zırvalıklar

Ad Hoc