Ekonomi

Yeşil ekonomiden sonra bir de mor ekonomiyi tanıyın

Çalışmak çalışmamak gibi kavramlar çok ataerkil bir bakışı temsil ediyor çünkü yalnızca ücretli işi kastediyor. Dünyada yeni yeni paylaşılmaya başlanan zaman kullanımı istatistiklerine bakınca görüyoruz ki kadınlar, erkeklerden daha fazla çalışıyor. Kadınların daha yüksek oranlarda işgücü piyasasına katılması, kadın-erkek eşitliğinin önkoşullarından bir tanesi ama tek başına yeterli değil. Yıllar önce yapılmış bir araştırma var. Bangladeş’te kırsal alandan kente göç edip tekstil atölyelerinde çalışan kadın işçilerle yapılmış mülakatlara dayalıydı bu araştırma. Benim çok çarpıcı bulduğum bir sonuç vardı. Çalışanların ne kadar sömürü koşullarında, düşük ücretlerle ve uzun saatlerde çalıştıklarını gösteriyordu. Kadınlara ellerinde olsa köylerine geri dönüp dönmeyecekleri soruluyor. Sorgusuz sualsiz cevapları “hayır” oluyor. Köylerinde tarım alanında ücretsiz çalışmak ve daha küçük bir yerleşim merkezinin getirdiği kısıtlamalarla yaşamaktansa, çalışma koşullarından rahatsızlık duydukları bir yerde çalışsalar da özgürlük içinde bir adım ileri gittiklerini düşünüyorlardı. Onun için olumsuz koşullarda olsa bile, kadınların bir işinin olması önemli. Özgürleştirici bir unsur olarak önemli.

Pek çok şirket kadın çalışanları için projeler geliştiriyor, pozitif ayrımcılık uyguluyor ya da toplumsal cinsiyet eşitliği için vaatlerde bulunuyor. Ancak Global Gender Gap raporlarındaki veriler her geçen yıl daha kötü bir tablo ortaya koyuyor. Bu yaman çelişkiyi nasıl açıklamalıyız?

İP İktisatçıların kapitalizmin altın çağı olarak adlandırdıkları 2. Dünya Savaşı’nı takip eden ve yeniden yapılanmanın gerçekleştiği 30-35 yıllık dönemde, Avrupa, ABD, İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde, büyüme ve üretkenlik talepleri çok hızlı olduğu için istihdam talepleri de ciddi bir şekilde artıyor. Kadınlar da işgücü piyasasına oldukça hızlı ve güçlü bir şekilde entegre ediliyorlar. Bu deneyim, dünyanın geri kalan gelişmekte olan kısmında da kadının işgücüne katılım sorununun büyümeyle birlikte kendiliğinden giderileceği beklentisini yarattı. Halbuki Asya Kaplanları denen Güney Kore, Singapur, Tayvan gibi ülkeler de çok başarılı bir ihracata dayalı büyüme stratejisi izledi ancak kadınların işgücüne katılımında böyle ivmeli bir şey gerçekleşmedi. Türkiye de bunun en güzel örneklerinden biri. 1980 sonrası piyasa ekonomisine ve özelleştirmelere dayalı istikrarlı bir büyüme performansı yakaladı fakat kadınların işgücüne katılımında paralel bir artış olmadı. Hatta Türkiye’nin kadın istihdamı dünyanın en düşük değerlerinden birine sahip. Bu bence, yüksek cari açığın yanında Türk ekonomisinin yapısal unsurlarından biri. Tek başına büyümenin yeterli olmadığını artık Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar da kabul ediyor. Toplumsal cinsiyet başta olmak üzere eşitsizlikleri de giderecek kapsayıcı bir politika uygulamak zorundayız. Paylaşılmış büyüme diyorlar buna. Bu eşitsizlikler, şirketlerin tekil girişimleriyle çözebilecekleri sorunlar değil. Her şeyden önce kamunun, merkezi planlamacı olarak devletin mikro regülasyonu sağlaması, önlemler alması gerekiyor ki şirketlerin birbirleriyle rekabet ettikleri ortamda herkes aynı kurallara uymak zorunda olsun. Bu konu özel sektörün iyi niyetiyle çözülecek bir şey değil. Eşitlikçi uygulamaları yapma gücüne sahip, yapsa bile ayakta kalabilecek şirketler hangileri? Çok büyük holdingler. Ki onlar bile belirli bir noktada vazgeçmek zorunda kalabilirler. Bir yandan da ücretli olarak büyük şirketlerin bünyesinde kayıtlı çalışanlar, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, toplam çalışanların küçücük bir kısmı. Haliyle şirketlerin inisiyatifleri, toplumsal istihdamın küçücük bir kısmını etkiliyor. Diğer şirketler için bir örnek de oluşturamaz çünkü diğer şirketler büyük şirketlerin imkânlarına sahip değil.

Mor ekonomini yeni bir ekonomik model olarak ortaya koyan da böyle bir tarihsel arka plan mı?

İP Evet, mor ekonomi diyor ki Doğu Anadolu’da kadınlar için bir mikro kredi projesi yaparak, İstanbul’un bir kenar mahallesinde bir bankayla ortak kadın girişimciliğini destekleme paketi hayata geçirerek ya da annelik iznini iki hafta uzatarak; yani birbirinden bağımsız, proje temelinde kalmanın ötesine geçemeyen girişimlerle ekonominin yapısal bir unsuru haline gelmiş toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak mümkün değil. Bunun için yeni bir ekonomik model gerekiyor.

Mor ekonomin işgücü piyasasının regülasyonundan, mikro ve makro düzenlemelere kadar pek çok talebi var. Bu taleplerin muhatabı kim?

İP Birinci muhatabı, ekonomik ortamı düzenleyen merkezi planlamacı olarak devlet.

Devletlerin ekonomik açıdan giderek etkisini yitirdiği zamanlardan geçiyoruz bir yandan da. Dolayısıyla devlet ne kadar doğru bir adres?

İP Dünya çapında giderek artan otoriter rejimler tam tersi bir trend olduğunu düşündürüyor aslında. Etkisini yitirmek demeyelim ancak sahip olduğu etkiyi saydam, katılımcı, etik ve etkili bir şekilde kullanması yönünde sorunlar var bence. Mor ekonominin bir sonraki versiyonunda ele alacağım konulardan bir tanesi de bu olacak. Dünyanın toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda en ileri ekonomilerinde bile bu kadar teknolojik ilerlemeye, sosyal devlet alanında bu kadar yol kat etmeye rağmen, hâlâ toplumsal cinsiyet konusunda çok derin, o ekonominin yapısına işlemiş ve bir türlü dönüştürülemeyen birtakım eşitsizlikler var. Tipik bir İskandinav ülkesine baktığımızda kadının işgücüne katılımı kimilerinde erkeklerden bile yüksek ancak ücretlere, politik temsiliyet ya da servet birikimi meselelerine baktığımızda karar alma mekanizmalarında bir sorun var. Ayrıca kadınların ve erkeklerin yaptıkları işlerde sektörel, yatay cinsiyet ayrımcılıkları görüyoruz. Kadınların belirli alanlarda yoğunlaştığına, erkeklerin daha özgür seçimler yaptığına tanık oluyoruz. Mor ekonomi diyor ki, en gelişmiş ortamda bile bunu gözlemliyorsak, bunun kaynağını oluşturan başka bir şey var. Feminist iktisat bunun cevabını veriyor: Üretimin ve tüketimin, yani ekonominin büyük bir kısmı ev içi üretim ve tüketimden oluşuyor. Yani bakım ekonomisi dediğimiz şey aslında piyasa ekonomisinin altyapısını oluşturuyor. Her gün sabah kalkıp işine giden istihdamdaki işçiler, günlük olarak üretken olmaya devam edebilmek için akşam eve geldiklerinde hijyenik bir ortam, önlerinde pişirilmiş bir yemek ve kendilerini yenileyebilecekleri uygun bir ortam bulmak zorunda. Bakım ekonomisi insanlara kendilerini gündelik olarak yenileyebilme imkânı sağlıyor. Uzun dönemde de yeni işgücünün yetişmesi; yani çocukların gelecek nesil çalışacaklar olarak ekonomiye hediye edilmesi görevini üstleniyor. Buradaki çalışma saatleri emek yoğun. Robotlaşmanın, otomasyonun minimum olabileceği bir alan çünkü büyük bir kısmı birebir irtibat gerektiriyor. Bu emek yoğun işlerin yüzde 80’inden fazlası global istatistiklere göre kadınlar tarafından yapılıyor. Sonuçta zaman en kısıtlı kaynağımız. Bir insan ömrünün de böyle büyük bir kısmını ücretsiz işlere ayırdığınız zaman da, ücretli işlerden ya da kamusal alanda kendinizi gösterdiğiniz alanlardan geri kalmak zorundasınız.

Nasıl bir çözüm öneriniz var peki?

İP Bakım ekonomisine yönelik daha kapsamlı bir müdahale, yani ücretsiz ev içi çalışma saatlerinin kadınlar ve erkekler arasında tamamıyla eşit paylaşıldığı bir ortam oluşturulmadığı sürece piyasada gözlemlediğimiz kadın-erkek eşitsizlikleri de organik olarak, sistem içinde yeniden üretilmeye devam edecek. Bu olayı kökünden çözmek istiyorsak, bu bakım ekonomisi kısmını kadınlarla erkekler arasında eşit paylaştırıcı yeni bir düzene doğru dönüştürmemiz gerekiyor. Bakım ekonomisinin tamamen ortadan kalktığı bir ekonomi de istemiyoruz elbette. Bakıma değer veren, bakımı ve insanı ön planda tutan bir ekonomi istiyoruz. Tabii insanı ve bakımı ön planda tutmanın tüm yükünü kadınlara yüklemek istemiyoruz.

Bu söyledikleriniz yalnızca ekonomik modellerimizde değil, işgücü örgütlenmesinde de tepeden tırnağa değişiklikler yapılmasını gerektiriyor…

İP Evet, bakım ekonomisi, toplumsal cinsiyetin çok daha ötesinde bir konu. Genel olarak eşitsizliklerle ilgili bir konu. Yoksulluk, haneler arası eşitsizlikler, çocuklar arası eşitsizliklerle ilgili bir konu. İşsizlik sorunları ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da etkili. Bu etkileriyle birlikte daha kapsayıcı bir şekilde konuyu ortaya koyarsak, herkesin bu dönüşümü sahiplenme olasılığı daha yüksek olacaktır diye düşünüyorum. Benim son yıllarda üzerinde çalıştığım bir uygulamalı politika analizi var. Değişik ülkelerde yaptık bunu. Türkiye ilk ülkelerden bir tanesiydi, diğerlerine de örnek oldu. Sosyal bakım sektörlerine yatırılan her 1 TL’nin yarattığı istihdamı, merkezi iktidarın en fazla yatırım yaptığı altyapı hizmetleriyle, yani karayolları, yeni köprüler, yeni havaalanları gibi inşaat sektörüne yönelik harcamalarla kıyasladık. Türkiye’deki anaokulu ve kreş oranının OECD ortalamasıyla aynı olması için, daha kaç milyon çocuğa yeni kreş sağlanması gerektiğini hesapladık. 2 milyon çocuk olarak karşımıza çıktı. Bunun Türkiye devletine olacak maliyetini hesapladık. Mevcut koşullarda bu maliyet, GSMY’nin yüzde 1-1,2’si kadar oluyor. Türkiye, bunun karşılığını sosyal kreşleri kurmak için harcasa ne kadar istihdam yaratılıyor, inşaat sektörüne harcarsa ne kadar istihdam sağlanıyor peki? İnşaatta bu istihdam 290 binde kalırken, bakım ekonomisi alanında 750 bine çıkıyor. Daha çarpıcı olan, sosyal bakıma yapılan yatırımlar hem kadınlar hem erkekler için istihdam yaratıyor. İnşaat sektörü o kadar erkek yoğun bir sektör ki o 290 bin kişinin yalnızca yüzde 6’sı kadın yüzde 94’ü erkek. Hâlbuki diğerinde istihdamın takriben yüzde 75’i kadınların, yüzde 25’i erkeklerin oluyor, daha dengeli bir dağılım söz konusu. Bir de yoksulluğu azaltıcı etkisine baktık. Sosyal bakım hizmetleri evde çalışabilecek durumda olup çocuğuna bakmak yüzünden işgücüne katılamayan kadınlara da istihdam yarattığı için bu haneler hem kadının hem erkeğin kazanç getirdiği çifte çalışanlı ailelere dönüşüyor. Haliyle yoksulluğu, belirli bir oranda düşürebiliyor. Bir de istihdam ve gelir artınca, bir yıl sonra devletin kasasına, hazineye, yükselen vergiler olarak geri dönüş yapıyor. İnşaatsa çok enformel, kayıtdışı çalışan bir sektör ve yapılan harcamaların ciddi bir kısmı ithal ara girdiye gidiyor. Hem cari açığı artırıyor hem de vergi olarak geri dönüşü az oluyor. Yani hükümetler, ekonomiyi canlandırma paketi ve bütçe hazırlarken, neden inşaat yerine sosyal bakım hizmetlerine odaklanmasın ki? Bir de Nobel ödüllü iktisatçı James Hackman’ın Obama iktidarındaki araştırmalarını duymuşsunuzdur. Eğitim için harcanan 1 doların en etkili olduğu aşama, okul öncesi eğitim. Yaşam döngüsü içerisindeki etkilerine baktığınızda 0-6 yaş arası en yüksek getiriyi sağlıyor. Haliyle, bakım ekonomisi, toplumsal cinsiyetin çok daha ötesinde, genel olarak eşitsizliklerle ilgili bir konu.

Nasıl yankılandı bu çalışmalar Türkiye ve dünyada?

İP Türkiye’de kadın örgütleri çok benimsedi. Eğitim çalışmalarında ve dokümanlarında kullananlar var. Bazı belediye seçimleri adaylarının vaatleri arasına eklediğini gördüm. ILO, 2017 yılında bu çalışmayı globalde de yapmamızı istedi. Veri kısıtları nedeniyle 45 ülkede yaptık ama Çin ve Hindistan dahil olduğu için, dünya istihdamının yüzde 75’ini kapsayan bir çerçeveye ulaştı. Care Work and Care Jobs For the Future of Decent Work raporunda 5 bölümden biri olarak yer aldı. Şimdi OECD, Kırgızistan için yapmamızı istedi. Bir sonraki de, Ürdün olacak gibi duruyor. İngiltere’de Left Unity Party’nin ekonomi planına girdi. Avrupa Kadın Lobisi, mor ekonomiyi, ekonomi politikalarındaki en temel lobicilik kavramı olarak benimsedi. Bir taşla, pek çok kuşun vurulabileceği, bir dokunuşla pek çok politika girişiminin karşılanabileceği bir durumdan bahsediyoruz.

Benzer Yazılar

İşte durum ve duruş

Ad Hoc

Hakikaten reklamlar eskisi kadar etkili mi?

Ad Hoc

Küresel eşitsizlikler devam edebilir

Ad Hoc